| | Üretsiz Blog oluştur

saç bakımı,saç bakımları,saç

13 "sağlık haberleri" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"sağlık haberleri" etiketi kullanan diğer içerikler resimler, videolar

Diyet Kelimesini Unutun

 

DiyetSınırlama ve yoksunluk duygusunu çağrıştıran diyet kelimesi yerine beslenme modelinde değişiklik yapmak uzun vadede sağlığınıza çok büyük katkılar sağlayacaktır.

Diyet kelimesi sınırlama ve yoksunluk duygusunu beraberinde getirir. Oysa beslenme modelinde değişiklik yapmak yeni alışkanlıklara uyum sağlamaya çalışmak daha doyurucu, yapılabilir ve kalıcı bir tutum haline dönebilir. Aşağıdaki ufak değişiklikleri başarmanız ve beslenme biçiminize kalıcı olarak yerleştirmeniz bile uzun vadede sağlığınıza çok büyük katkılar sağlayacak. Aşağıdakilerden en uygun olanlarını işaretleyin ve sırasıyla hedeflerinizi gerçekleştirmeye çalışın.
-Yaşam biçimi ve düşünce şeklinizi yeniden yapılandırın. Dengeli beslenme ve iyi yaşamı hayatınızın bir parçası haline getirin ve etrafınıza da bunu anlatın. Arkadaşınıza giderken pasta almak yerine, taze meyve sepeti veya zeytinyağı ürünlerinden bir sepet hazırlayabilirsiniz. 
- Porsiyon ölçülerinizi küçültün. Kendinize yasaklar koymak yerine her şeyden tüketip küçük miktarlarda tercih etmeyi deneyin. Tabağınızı yarım bırakın veya karşınızdaki ile paylaşın
- Haftada iki gün mutlaka balık yemeye çalışın. Omega 3 hem çocuklar hem de yetişkinler için kalp beyin ve göz sağlığı açısından son derece önemlidir. Ceviz tüketimi de Omega 3 için iyi bir kaynaktır.
- Çay, kahvede şeker kullanıyorsanız bırakın. Günde 5 şeker 100 kalori enerji verir. Her gün sadece 100 kaloriden vazgeçerek yılda 36500 kalori tasarruf edersiniz bunun karşılığında yıl sonunda 5 kg zayıflamış olursunuz. Günde 5 şeker eksik ye yılda 5 kg zayıfla! Hiç fena değil...
- Salataya eklediğiniz yağ miktarını gözden geçirin. 1 tatlı kaşığı zeytinyağı yeterlidir. Fazladan her bir kaşık 50 kalori almanız demektir. 
- Kuru baklagilleri haftada 1 - 2 kez mutlaka yemeye çalışın. Mercimek, nohut, kuru fasulyeyi ihmal etmeyin. Sıcak yemek yapmak dışında haşlayıp salatalarınıza karıştırabilirsiniz çorba olarak tercih edebilirsiniz. 
- Doymuş yağ tüketimini azaltın. Bu sebeple hayvansal besinlerin yağsız olanlarını seçin süt, yoğurt, peynir ve etlerin yağsız kısımlarını tercih edin.
- Meyve suyu yerine meyve tüketin. 1 bardak portakal suyunun 3 - 4 portakaldan elde edildiğini düşünürsek 2 dakikada 250 kalori almak yerine 3 - 4 portakalı gün içinde tüketmek hem sizi daha uzun süre tok tutar, hem lif alırsınız hem de ara öğün tüketmek metabolizmanızı hızlandırır.
- Alkol tüketiminizi sınırlandırın. Her gün bir kadehten fazla alınan alkol, B1, B6 vitaminleri ve folik asidi olumsuz etkilemektedir. Tükettiğiniz alkol miktarına dikkat edin. Alkol seviyorsanız tercihiniz hep şarap olsun. Rakı votka ve viski içtiğinizde yüzde 45 - 50 oranında alkol alırsınız. Oysa şarabın alkol oranı yüzde 12 - 15 dir. 1 gram alkolün 7 kalori olduğunu unutmayın
- Su içmekte zorlanıyorsanız çaylara ağırlık verin. Suyu içmek zor geliyorsa içine limon sıkın taze nane veya salatalık atın böylece yeni bir içecek yaratmış olursunuz. Buna rağmen başarılı olamıyorsanız bitki çaylarını bol su ile demleyin ve onu tüketin. Siyah çayı açık ve limonlu için.
- Her sabah aynı kahvaltıyı etmeyin. Bazı günler yeme biçiminizi değiştirin, tek yönlü beslenmeyin, farklı tatları deneyin.
Örneğin
*Meyve salatası ile yoğurt
*Yulaf ile süt
*Meyve ile badem
*Süt ile meyve
*Peynir ekmek
*Tost
*Simit peynir
*Omlet ile ekmek
*Çorba gibi
- Sebze çorbalarını sevmeye çalışın. Özellikle sebze yemekte zorlanıyorsanız tüm sebzeler ile bulgur, soğan ve bol domatesli çorba yapın 
- Haftada 1- 2 gün yumurta yemekten korkmayın. Dilerseniz 1 yumurta sarısı ile 3 yumurta beyazını karıştırın böylece daha az yağ ve kolesterol daha çok protein ve kalsiyum almış olursunuz.
- Fiziksel açlık ile duygusal açlığı ayırt etmeye çalışın. Sakın cesaretinizi kaybetmeyin. Hiçbirimiz mükemmel değiliz ve her zaman aynı disiplinde olamayabiliriz. Hep pozitif düşünün.
- Öğün atlamayın. Atlanan her öğünden sonra, diğer öğündeki besin tüketimi daha fazla olmaktadır. Beslenmenizi bu konuda yeniden gözden geçirin. Az ve sık yeme prensibi ile metabolik hızınız artar, kan şekeriniz dengede olur ve açlık hissetmezsiniz. 
- Çeşitli beslenin. Hiçbir besin tek başına mucizevi bir özelliğe sahip değildir ve hiçbir besin de tek başına suçlu değildir. Hedefiniz hep ölçülü beslenmek olsun. Bu nedenle, herkes için ortak bir diyet öneren “sihirli diyet”lerin sizi başarıya götüreceğine inanmayın. 
- Bulunduğunuz yaşı sevin. 30 yaşından itibaren metabolizmanız her yıl yavaşlar. Bu sebeple, her yaşın güzelliğini çıkarın. Eğer zamana karşı kendinizi korumak istiyorsanız, sadece yediklerinizi azaltmak bir çözüm olamaz. Çünkü bu, sürekli daha az yemek zorunda kalmak demektir. Çözüm için hareketinizi artırın.
- Zeytinyağını ve yağlı tohumları tercih edin. Zeytinyağının kalp dostu olduğu birçok araştırmada kanıtlanmıştır. Ancak tüm yağlar gibi, 1 gramı 9 kalori içerir ve fazla tüketimi şişmanlığa sebep olur. Yağlı tohumlara da dikkat edin bu besinler sağlıklıdır ama kaseler dolusu yediğiniz zaman değil, 10 fındık veya badem veya 3 ceviz 1 tatlı kaşığı yağa eşittir, ölçülü tüketin.
- Kalori saymayın dengeli beslenin. Dengeli beslenebilmek için her öğünde 5 temel besin grubundaki yiyecekleri bir arada tüketin. Bu şekilde beslenme, besin öğeleri arasında dengeyi sağlar. Yeterli beslenebilmek için sadece kalori saymanıza gerek yok. Temel besin gruplarından hangi miktarda yemeniz gerektiğini bilmeniz yeterlidir. 
- Etiket okumaya başlayın. Kendi kendinizi kontrol ederken ve doğru besini ararken, mutlaka etiketleri okuyun. Besinlerin kalori, yağ ve tuz değerlerini, son kullanma tarihlerini inceleyin.
- Günlük beslenmenizde süt yoğurt veya ayrana yer verin. İçerdiği kalsiyum ve proteinin yanı sıra kilo kontrolünde de süt tüketimi çok önemli. Her gün 1 -2 bardak tüketmiş olmaya gayret edin. Az yağlı seçimler de yapabilirsiniz
.

Dilara Koçak

Bir Günde Detoks!

Bir Günde Detoks
İlk olarak size sorun teşkil eden toksin kaynaklarını belirleyin. Beslenme alışkanlıklarınıza bir göz atın. Fazla kilonuz varsa, bilin ki, kilolar da toksin üretirler. Organik ya da en azından doğal sebze, meyve gibi besinlere yönelin.
Detoksu bir yaşam biçimi haline getirmeye çalışın. Kafein, sigara ve alkolden uzaklaşın. Yağ tüketiminize dikkat edin. Hayvansal yağlardan uzak durun.
Detoks sadece beden değil, aynı zamanda ruhun da temizliğidir.  Hayata daha pozitif bakmayı, yardım etmeyi, eğlenmeyi, gülmeyi, sevmeyi,sosyalleşmeyi de yaşamınıza sokar.
Detoks bir programdır. Size özel olarak düzenlenecek kürleri uygulamanız çok faydalı olacaktır. Ancak, gidip bir detoks merkezinden yardım alacak durumunuz yoksa, işte size bir günlük program. buradan yola çıkarak, kendiniz için yeni bir rota belirleyebilirisiniz.
-    Öncelikle rahat ve boş bir gün belirleyin.
-    Psikolojik olarak kendinizi detoks için hazırlayın.
-    Detoks günü seçtiğiniz günden bir gün öncesinde sigara içmeyin ve alkol almayın.
-    Kafein ve içeriğinde kafein bulunan içecekleri kullanmayın.
-    Güne 1-2 bardak ılık su içerek başlayın.
-    Bedeninizi esnetecek ve gevşemenizi sağlayacak birkaç ısınma hareketi yapın.
-    Daha önceden tecrübeniz varsa yoga da yapabilirsiniz.
-    Dışarı çıkın, 30 dakika yürüyüş yapın. Mümkünse yeşil alanlar veya deniz kenarı gibi oksijeni fazla olan yerleri seçin.
-    Yürüyüş sırasında bedeninizdeki toksinlerden kurtulduğunuzu imgeleyin.
-    Gün boyunca sık sık su, soda ve meyve suyu tüketin.
-    Gün içinde öğün atlamayın.
-    Her fırsatta müzik dinleyin. En azından yapacağınız işlerde fonda rahatlatıcı müzikler çalmasını sağlayın.
-    Öğle yemeğinizi hafif ve uzun tutun. Yemekten yarım saat kadar sonra 30 dakikalık bir yürüyüşe çıkın. Bu yürüyüş sayesinde yediklerinizi daha kolay sindireceksiniz.
-    Ara öğünlerde meyveler, çiğ sebzeler ve sularını tercih edin.
-    Akşam yemeğini en geç 19.00’a kadar yemiş olun. Hafif pişmiş sebzeler, az zeytinyağı, limon ve sirke ile tatlandırılmış salatalar doğru bir seçim olacaktır.
-    Akşam yemeğinden sonra da ufak bir yürüyüş yapın. Bu egzersiz çok daha rahat bir gece geçirmenizi ve keyifli bir uyku uyumanızı sağlayacaktır.
-    Bitki çayları sizi rahatlatacaktır. Özellikle kuşburnu, adaçayı ve papatya sakinleştirici ve gevşetici etkiye sahip olduğundan, vücudunuza faydası olacaktır.
-    Yatmadan önce bir duş yapın. Duş esnasında bedeninize ufak bir bakım uygulayın.  Cildinizi fırçalayabilir, aroma yağlarla hazırlanmış bir küvette dinlenebilirsiniz. Banyodan sonra vücudunuza nemlendirici ile bir masaj yapın.
-    Gününüzü yine müzik dinleyerek bitirin.
-    Yatarken kitap okuyabilirsiniz.
-    Yatak odanızı cep telefonu, televizyon gibi manyetik kirlilik yaratan cihazlardan temizleyin. İyi hava almış ve normal ısıda bir odada uykuya dalın.
-    Düşüncelerinizi, negatif ve kendinizi kötü hissetmenize sebep olan duygularınızı unutarak, huzurlu bir uykuya dalın.

Sağlıklı Diyetin Özellikleri

Sağlıklı Diyetin ÖzellikleriDüzensiz beslenme, uzun süreli ilaç kullanımı, hormon bozukluğu bir çok etkene bağlı olarak fazla kilo sorunu yaşıyor olabilirsiniz.
Estetik görünüm ve sağlığınız için kilo verme kararı aldıktan sonra uygulayacağınız diyetin olmazsa olmaz özellikleri;
 
Egzersiz planı
 
Kilo vermek, kalp sağlığınızı korumak, cildin gerginleşmesini sağlamak için düzenli egzersiz yapmanız gerekir. Eğer diyetisyeniniz size, ezgersiz yapmadan kilo vereceğinizi vaaediyorsa bir kez daha düşünmelisiniz.
 
Karbonhidrat, protein gibi tüm besin gruplarından oluşan beslenme menüsü
 
Vücudun, sağlığını koruyabilmesi doğadaki bir çok yiyecek ve içeceğe ihtiyacı vardır. Diyet menünüzde sadece bir besin grubuna yönelik yiyecekler varsa, sağlığınız risk altına girebilir. Yeterli ölçülerde protein, karbonhidrat içeren gıdalarda da beslenmelisiniz.
 
Yavaş ama kararlı kilo vermenizi hedeflemesi
 
1 haftada 5 kilo verebileceğinizi vaad eden diyet listeleri sağlığınıza zarar verebilir. Hızlı kilo verme sırasında, vücuttaki kaslar zayıflayabilir, basen ve bel bölgenizde çatlaklar oluşabilir. Diyet yapmayı bıraktığınız anda verdiğiniz kiloları aynı hızla geri alabilirsiniz ve bu kez aldığınız kilolar vücutta yağ olarak depolanır.
 
Ara öğünler için sağlıklı önerilerde bulunması
 
Sağlıklı beslenmede az ama sık yemek önemlidir. Diyet menünüzde ara öğünlerin olup olmadığına dikkat ediniz. Akşam üzeri ya da gece yatmadan önce yemek yemek isteyebilirsiniz. Diyet planınız size bu ara öğünler için sağlıklı öneriler sunmalı. Sebze meyve ile ara öğünleri geçirmek önemlidir ancak onların neler olduğu daha da önemlidir. Faydalı sebzelerden biri olan havuç, içeriğinde şeker bulundurması nedeniyle diyet sırasında tercih edilmemelidir.
 
Günde 2 litre su içmenizi önermesi
 
Su içmenin insan sağlığına faydası sonsuzdur. Vücudu toksinlerden arındırır, cildi temizler, içerdiği kalsiyum ile kemik erimesine karşı koruyucudur. Dolayısıyla diyet listenizde bol su içmek maddesi mutlaka bulunmalıdır.

Kahve İçmeyi Sever misiniz

Kahve İçmeyi Sever misiniz
En sık tüketilen kahve türleri ve kalori değerleri (1 fincan)
 
Filtre Kahve 4 kalori
 
Espresso 5 kalori
 
Capuccino 40 kalori
 
Latte 60 kalori
 
Cafe Mocha 150 kalori
 
Günde bir fincan içilen kahve boşaltım sisteminizi düzenlerken, zindelik verir. Formunuzu korumak için tercih ettiğiniz kahvenin düşük kalorili olmasına özen gösterin.
 
Arada bir bol aromalı, sütlü ve yüksek kalorili kahve içmek de eğlenceli olabilir değil mi?

Yeme İsteğiyle Başa Çıkmanın Yolları

Yeme İsteğiyle Başa Çıkmanın YollarıDiyet yaparken amaç, metabolizmanıza uygun ölçüde kalorili yiyeceklerle beslenmektir. Yeme isteği de tam bu devrede ortaya çıkar. Gözünüzün önünden tatlılar, pizzalar, bol soslu makarnalar geçebilir.
Pratik yöntemlerle yeme isteğinizin önüne geçebilirsiniz.
 
Bir şeyler atıştırmak istediğinizde hemen kalkıp dişlerinizi ve dilinizi fırçalayın. Ağzınızdaki bu taze tat yeme isteğini azaltacaktır.
 
Açlık hissi kaybolana kadar kendinize yeni uğraşlar bulun. Yürüyüşe çıkın, arkadaşlarınızı arayın, duşa alın ama asla mutfağa gidip buzdolabından yiyecek çıkarmayın.
 
Midenize aslında tok olduğu sinyalini göndermek için limonlu su için. Bu hem yeme isteğinizi azaltır hem de vücudunuzu toksinlerden arındırır.
 
Yeme isteğiniz gerçekten başa çıkılamaz bir noktaya geldiyse ince bir dilim kepekli ekmek yiyin. Uzun süreli tokluk hissi yaratacaktır.
 
İhtiyacınız olan yemek değil dinlenmek olabilir. Zihninizi rahatlatmak için bir süre uzanıp, dinlenin.

Öldürmeyen ama süründüren hastalık

Öldürmeyen ama süründüren hastalık

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı’nın(KOAH), tüm dünyada 600 milyon insanda rastlanan ve görülme sıklığı giderek de artan bir hastalık olduğunu, Türkiye’de ise 3-4 milyon KOAH’ lı olduğunun tahmin edildiğini söyledi.

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, 19 Kasım Dünya KOAH günü nedeniyle ANKA’ya yaptığı açıklamada, KOAH’ın, Avrupa ve Amerika’ da en çok ölüme neden olan hastalıklar içinde 4’üncü sırada yer aldığını söyleyerek “Bronşlarda kronik iltihapla beraber geriye dönüşü olmayan daralma ve akciğer dokusunda harabiyet vardır. Bir başka deyişle, KOAH nefes darlığına yol açan kronik bronşit ve amfizemin birlikte bulunduğu bir hastalıktır" dedi.

Prof. Dr. Küçükusta, KOAH’ın aslında önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalık olmakla beraber, tıpkı diyabet veya damar sertliği gibi tamamen iyileşmesinin mümkün olmadığını söyledi.

-EN ÖNEMLİ NEDENİ SİGARA-

KOAH’ın başta gelen nedeninin sigara tiryakiliği olduğuna işaret eden Prof. Dr. Küçükusta şunları söyledi:
“Buna, daha doğrusu tütün içilmesi demek gerekir, çünkü tütünün sadece sigara olarak içilmesi değil, puro, pipo veya nargile şeklinde kullanılması da KOAH için risk yaratır. Sigara dumanına pasif olarak maruz kalanlar, yani kendileri sigara içmedikleri halde, duman altı olanlar da KOAH tehdidi altındadırlar. Yakın yıllara kadar KOAH bir erkek hastalığı olarak bilinirdi; çünkü geçmişte kadınlar erkekler kadar çok sigara içmiyorlardı. Sigara tiryakiliğinin kadınlar arasında bir salgın gibi yayılmasıyla KOAH’ lı kadınların sayısı da her geçen gün katlanarak artmaktadır.
Mesela, İngiltere’ de 1990-97 yılları arasında KOAH erkeklerde yüzde 25 oranında artarken, bu artış kadınlarda yüzde 69 olarak bulunmuştur. Ülkemizde de benzer bir durumun söz konusu olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Sigara içen KOAH’ lıların sigarayı mutlaka bırakması gerekir. Bu sayede, hastalığın ilerleme hızı yavaşlatılmış olur, ama bronşlarda meydana gelen bozuklukların ve akciğer fonksiyonlarındaki kayıpların tamamen düzelmesi mümkün değildir. KOAH’ a yakalanamamanın çaresi hiç sigara içmemek ve sigara içilen yerlerde de bulunmamaktır."

-"KOAH PAHALI BİR HASTALIK"-

KOAH’ın yaşam kalitesini bozan bir hastalık olduğuna işaret eden Prof. Dr. Küçükusta, “Sürekli öksürük, balgam ve her geçen yıl şiddeti daha da artan nefes darlığı hastaları adeta canlarından bezdirir. Özellikle hastalığın ileri evrelerinde, değil merdiven çıkmak, yol yürümek, ev içinde odadan odaya geçmek, giyinmek, soyunmak, tıraş olmak, banyo yapmak gibi hareketler bile hastayı nefes nefese bırakır. Birçok hasta eve hatta yatağa bağımlı hale gelirö dedi. Prof. Dr. Küçükusta şöyle devam etti:

“Halkımız, bu hastalık için ‘öldürmez, ama süründürür’ şeklinde son derecede doğru bir tanımlama yapar. Gerçekten de, KOAH ani ölümlere neden olan bir hastalık değildir. ‘Ölsem de şu dertten kurtulsam’ sözlerini pek çok hastamdan duyduğumu söylemek isterim. KOAH, pahalı bir hastalıktır da aynı zamanda. Birçok hastanın sürekli ilaç ve oksijen kullanması, bazılarının yılda birkaç kere hastanede yatarak tedavi görmeleri gerekir. Tıbbi tedaviye olumlu cevap vermeyen hastalarda ‘yardımcı solunum aletleri’nden de yararlanılır. Ayrıca son yıllarda KOAH’ ın sadece akciğerleri ilgilendiren bir hastalık olmadığı, kas zayıflığı, kilo kaybı, kalp ve damar hastalıkları, hipertansiyon, depresyon, beyin faaliyetlerinde azalma, uyku bozuklukları, seksüel fonksiyonlarda azalma, diyabet gibi rahatsızlıkların ortaya çıkmasını kolaylaştırdığı da ileri sürülmektedir.

Hamileyken konserveden uzak durun!

Hamileyken konserveden uzak durunYeditepe Üniversitesi Hastanesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Selami Sözübir, bebeklerde doğuştan ortaya çıkan “inmemiş testis”in nedenleri arasında annenin şişmanlığının önemli bir faktör olduğunu belirterek “Annenin kilolu, şeker hastası olması, hamilelik sırasında sigara içmesi, uygun olmayan ilaçlar alması gibi kriterlerin hepsi inmemiş testisin oluşumunu artırabiliyor, ayrıca konserve ve bazı boyalı yiyeceklerin içinde bulunan katkı maddeleri kimyasal özelliklerinden dolayı anne karnındaki bebeğin testisinin inişini etkileyebilir” diyor.

Testistin normalde olması gereken yerde yani vücut boşluğunda olmaması olarak tanımlanan inmemiş testis, yenidoğan yüz çocuktan 5-8’inde görülüyor. Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Selami Sözübir, “Normalde anne karnındaki bebeğin testisinin 4-5. aylardan itibaren böbreğin yanından yumurtalığa inmesi gerekir. Bunun için de zaman gerekiyor. O nedenle panik yapmaya gerek yok. Çünkü bu başlayan ve devam eden bir süreç” diyor.

Bebek doğduğunda testisin hala yerine inmemiş olabileceğine de dikkat çeken Dr. Sözübir, beklemek gerektiğini belirtiyor:
“Bazı bebeklerde bu gelişim daha yavaş olabilir. Doğuşta inmemiş testis oranı yüzde 5-8’dir ama 1 yaşında inmemiş testis oranı yüzde 2’dir. Çünkü başlayan göç genellikle tamamlanmadan bebek doğmuş olabilir ya da bebek prematüre doğmuş olabilir. Prematüre bebeklerde bu oran yüzde 30’lara kadar çıkabiliyor.”

Dr. Sözübir, inmemiş testisin birçok nedene bağlı olabildiğini belirterek “Bunun için birçok faktör olabilir. Genetik faktörler, hormonal faktörler ya da inişi engelleyen anatomik faktörlerin her biri ya da birden fazlasının bir arada olması inmemiş testisin nedeni olabilir” dedi.

Son yıllarda inmemiş testis, hipospadias ve erkek çocuklarda görülen genital anomalilerde belirgin artış olduğunu ifade eden Dr. Sözübir, bu artan oranların inmemiş testis oluşumunda çevresel faktörlerin de artık önemli olduğunu ortaya koyduğunu belirterek, “Eskiden tüm dünyada benzer yaygınlıkta olan bu hastalıkların artık belli yörelerde, özellikle batı Avrupa ve Kuzey Amerika da sık görülmeye başlaması çevresel faktörlerin çok daha önemli olduğunu ortaya koymuştur. Annenin kilolu, şeker hastası olması, hamilelik sırasında sigara içmesi, uygun olmayan ilaçlar alması gibi kriterlerin hepsi inmemiş testisin oluşumunu artırabiliyor. Özellikle şişmanlık çok önemli bir faktör. Şişman annelerde fazla olan yağlar östrojen tipi bazı kimyasal maddelerin bu yağ dokusunda birikmesine neden olabiliyor bu maddelerde bebeği etkileyerek, bebeğin erkeksi gelişmini engelleyebiliyor” diyor.

Tedavi gecikirse doğurganlık etkilenebilir

“İnmemiş testistin tek çözümü ameliyat” diyen Doç. Dr. Selami Sözübir, ameliyatla ilgili şu bilgileri veriyor:

“İnmemiş testis sorunu hala erkeklerde kısırlığı etkileyen kriterler arasında birinci sırada. O nedenle zamanında ameliyat kararı verilmesi önemli. Bir testis bozulmaya başladığı zaman vücut bunu yabancı cisim olarak kabul ediyor ve diğer testisi de atmaya başlıyor. İnmemiş testis varsa; tek taraflı bile olsa diğer testisi de olumsuz etkiler. İnmemiş testis için ameliyat kararının çocuk 1 yaşına geldiğinde verilmesi lazım. Çünkü o zamana kadar bebek gelişimini tamamlayabiliyor. İnmemiş testis ameliyatı kolay bir operasyondur. Hasta aynı gün evine gönderilir.”

Somon ve Sağlık

Somon ve SağlıkSon yıllarda beslenme uzmanları yeni araştırmaların sonuçları doğrultusunda, her yetişkinin haftada en az iki kez balık yemesini tavsiye ediyor. Üstelik tavsiye edilen balıklar başta somon olmak üzere, tümü oldukça yağlı diye bilinen türden.
Normal insan için Omega3’ün, günde 1,2 gram alınması yeterli iken, melankolik yada hafif depresyondakilerin ise 4-5 gr mutlaka tüketmesi gerekiyor.
Omega-3’ü almanın en leziz şekli, özellikle somon gibi soğuk denizlerde yetişen yağlı balıklardan oluşan menüler.
Ancak, her balıkta Omega-3 yağ asidi yok, ya da miktarı çok az miktarda bulunuyor.
Derin ve soğuk denizlerde yaşayan balıklarda ise daha yüksek. Somon, uskumru, gibi balıklar Omega-3 açısından daha zengin. Kültür balıklarında ise Omega-3 seviyesi çok düşük.

Fırında Somon

Malzemeler:

  • Kişi sayısı kadar dilimlenmiş norveç somonu
  • Her bir dilim için 1'er diş sarımsak
  • Her bir dilim için 1/2 tatlı kaşığı sızma zeytinyağı
  • 1/4 demet maydanoz
  • 1/4 limon suyu
  • Tuz, karabiber

Yapılışı:

 

Zeytinyağına, ezilmiş sarımsakları, tuzu, karabiberi, ince kıyılmış maydanozu ve limon suyunu ekleyerek karıştıralım. Somon dilimlerini iyice yıkayıp bu karışımla 1-2 saat marine edelim. Balığı sosun içinden alınca kalan sosu da tamamen balığın üstüne dökelim. İster yağlı kağıt serilmiş fırın kabına, ister yağlı kağıdın ortasına balığı koyup paketleyerek önceden 220 derecede ısıtılmış fırına verelim. Yaklaşık 30 dk da hazır olacaktır.

 

Batı Tarzı Beslenmede Kalp Krizi Riski

Batı Tarzı Beslenmede Kalp Krizi Riski

Kanada’da yapılan bir araştırma, kızartma, tuz ve et bakımından zengin Batı tarzı beslenmenin kalp krizi riskini artırdığını gösterdi.

Amerikan Kalp Birliği’nin dergisi Circulation’da yayımlanan araştırma, kızartılmış ve tuzlu besinler yerine sağlıklı besinler yemenin, dünyada kalp krizi vakalarını üçte bir oranında azaltacağını ortaya koydu.

Ontario’daki Nüfus Sağlığı Araştırma Kurumu Başkanı profesör Selim Yusuf’un liderliğindeki araştırma ekibi, 52 ülkede 16 bin kişiyi inceledi ve dünya üzerinde 3 beslenme tarzı tanımladı.

Bunlar arasında yağ, tuz ve etin ağırlıklı olduğu Batı tarzı beslenme, kalp krizi riskinin yaklaşık yüzde 30’unun nedenini oluşturuyor. Daha çok Afrika’da rastlanan meyve ve sebze ağırlıklı beslenme tarzı ise bu riski üçte bir oranında azaltıyor. Tofu, soya ve diğer soslar bakımından zengin Doğu tarzı ise kalp krizi riski için bir fark yaratmıyor.

G Noktası

G NoktasıHer kadının vücudu farklıdır. Bu nedenle, orgazmı getireceğini söyleyebileceğimiz tek bir reçete yoktur. Her kadın, kendisi için neyin doğru, neyin yanlış olduğunu deneyerek bulmak zorundadır. Bazı kadınların dokunulmaya duyarlı bölgeleri o kadar "hassastır" ki, kadın bu bölgeye uygulanan bir uyaranla orgazm olabilir.

G noktası Alman seksolog Grafenberg tarafından ilk kez tarif edildiği için adına G noktası denilen ve kadının vajinasının içinden saat 12 yönünde ve aşağı yukarı 3-4 cm içerde elle fark edilebilen, süngersi bir his veren 2-3 cm boyutlarında diğer yerlerden daha sert hisseden bir alandır. G noktasının varlığı veya orgazmdaki önemi bazı doktorlar tarafından reddedilmekte, bazıları ise G noktasını vajinal orgazm oluşumunun merkezi olarak kabul etmektedir.

G Noktası olarak adlandırılan anatomik bölge tüm kadınlarda vardır ve bu bölgeye birkaç dakika boyunca aralıksız masaj yapıldığında sürecin çok yoğun bir orgazmla sonuçlandığı kabul edilmektedir. Bu orgazmın, klitoral orgazmdan çok daha farklı ve daha yoğun olduğu ifade edilmektedir. Her iki orgazm türünün beyinle sinirsel bağlantıları da farklıdır. Uzmanlar G Noktası olarak bilinen bölgenin uyarılabilmesi için, kadının cinsel yönden uyarılmış ve istekli olması gerektiğini, aksi takdirde bu bölgenin hassasiyetinde artış olmayacağını belirtmektedirler.

Kadının Ejakulasyonu (Boşalması)

Bu alanın, tabii diğer cinsel uyaranlar ile beraber tahrik edilmesi sonucu klitoral orgazma göre daha yoğun ve uzun süren bir vajinal orgazm gerçekleşmektedir. G noktası orgazmı esnasında kadınların çoğunda normal ıslanmayla mukayese edilemeyecek kadar çok bir sıvı aniden salgılanır. Bu sıvı zaman zaman bir bardak dolduracak kadar çok olabilmektedir, ve ani olarak salgılanmaktadır. Bu olay female ejeculation olarak tanımlanmaktadır. Kadında orgazmı sonrasında gelen kadın salgıları içerik olarak erkek menisi ile neredeyse birebir aynı. Bu sıvılar kadının prostata karşılık gelen skene Bezi’nden salgılanıyor, zaten erkekteki sperm sıvısı da prostat bezinin ürünü. Uzmanların önerisi, G Noktası uyarılmasının kadının kendini son derece güvende hissettiği bir yerde gerçekleştirilmesi yönünde. Ayrıca, kadın orgazm olma hedefine değil, sadece o an almakta olduğu zevke yoğunlaşmalı. Uyarı derinlemesine, uzun süreli ve iyice bastırarak yapılmalıdır. İlk önce zevke eşlik eden ve rahatsızlık verecek düzeyde bir idrar yapma isteği hissedilebilir. Stimülasyona devam edildiği takdirde bu duygu ortadan kalkar ve yerini tamamen zevke bırakır. Bir süre sonra, kadında yoğun bir orgazm ve buna eşlik eden ejakülasyon görülür