| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

saç bakımı,saç bakımları,saç

7 "milliyet haber" etiketi kullanan gönderi "milliyet haber" etiketi kullanan diğer içerikler resimler, videolar

Diyet Kelimesini Unutun

 

DiyetSınırlama ve yoksunluk duygusunu çağrıştıran diyet kelimesi yerine beslenme modelinde değişiklik yapmak uzun vadede sağlığınıza çok büyük katkılar sağlayacaktır.

Diyet kelimesi sınırlama ve yoksunluk duygusunu beraberinde getirir. Oysa beslenme modelinde değişiklik yapmak yeni alışkanlıklara uyum sağlamaya çalışmak daha doyurucu, yapılabilir ve kalıcı bir tutum haline dönebilir. Aşağıdaki ufak değişiklikleri başarmanız ve beslenme biçiminize kalıcı olarak yerleştirmeniz bile uzun vadede sağlığınıza çok büyük katkılar sağlayacak. Aşağıdakilerden en uygun olanlarını işaretleyin ve sırasıyla hedeflerinizi gerçekleştirmeye çalışın.
-Yaşam biçimi ve düşünce şeklinizi yeniden yapılandırın. Dengeli beslenme ve iyi yaşamı hayatınızın bir parçası haline getirin ve etrafınıza da bunu anlatın. Arkadaşınıza giderken pasta almak yerine, taze meyve sepeti veya zeytinyağı ürünlerinden bir sepet hazırlayabilirsiniz. 
- Porsiyon ölçülerinizi küçültün. Kendinize yasaklar koymak yerine her şeyden tüketip küçük miktarlarda tercih etmeyi deneyin. Tabağınızı yarım bırakın veya karşınızdaki ile paylaşın
- Haftada iki gün mutlaka balık yemeye çalışın. Omega 3 hem çocuklar hem de yetişkinler için kalp beyin ve göz sağlığı açısından son derece önemlidir. Ceviz tüketimi de Omega 3 için iyi bir kaynaktır.
- Çay, kahvede şeker kullanıyorsanız bırakın. Günde 5 şeker 100 kalori enerji verir. Her gün sadece 100 kaloriden vazgeçerek yılda 36500 kalori tasarruf edersiniz bunun karşılığında yıl sonunda 5 kg zayıflamış olursunuz. Günde 5 şeker eksik ye yılda 5 kg zayıfla! Hiç fena değil...
- Salataya eklediğiniz yağ miktarını gözden geçirin. 1 tatlı kaşığı zeytinyağı yeterlidir. Fazladan her bir kaşık 50 kalori almanız demektir. 
- Kuru baklagilleri haftada 1 - 2 kez mutlaka yemeye çalışın. Mercimek, nohut, kuru fasulyeyi ihmal etmeyin. Sıcak yemek yapmak dışında haşlayıp salatalarınıza karıştırabilirsiniz çorba olarak tercih edebilirsiniz. 
- Doymuş yağ tüketimini azaltın. Bu sebeple hayvansal besinlerin yağsız olanlarını seçin süt, yoğurt, peynir ve etlerin yağsız kısımlarını tercih edin.
- Meyve suyu yerine meyve tüketin. 1 bardak portakal suyunun 3 - 4 portakaldan elde edildiğini düşünürsek 2 dakikada 250 kalori almak yerine 3 - 4 portakalı gün içinde tüketmek hem sizi daha uzun süre tok tutar, hem lif alırsınız hem de ara öğün tüketmek metabolizmanızı hızlandırır.
- Alkol tüketiminizi sınırlandırın. Her gün bir kadehten fazla alınan alkol, B1, B6 vitaminleri ve folik asidi olumsuz etkilemektedir. Tükettiğiniz alkol miktarına dikkat edin. Alkol seviyorsanız tercihiniz hep şarap olsun. Rakı votka ve viski içtiğinizde yüzde 45 - 50 oranında alkol alırsınız. Oysa şarabın alkol oranı yüzde 12 - 15 dir. 1 gram alkolün 7 kalori olduğunu unutmayın
- Su içmekte zorlanıyorsanız çaylara ağırlık verin. Suyu içmek zor geliyorsa içine limon sıkın taze nane veya salatalık atın böylece yeni bir içecek yaratmış olursunuz. Buna rağmen başarılı olamıyorsanız bitki çaylarını bol su ile demleyin ve onu tüketin. Siyah çayı açık ve limonlu için.
- Her sabah aynı kahvaltıyı etmeyin. Bazı günler yeme biçiminizi değiştirin, tek yönlü beslenmeyin, farklı tatları deneyin.
Örneğin
*Meyve salatası ile yoğurt
*Yulaf ile süt
*Meyve ile badem
*Süt ile meyve
*Peynir ekmek
*Tost
*Simit peynir
*Omlet ile ekmek
*Çorba gibi
- Sebze çorbalarını sevmeye çalışın. Özellikle sebze yemekte zorlanıyorsanız tüm sebzeler ile bulgur, soğan ve bol domatesli çorba yapın 
- Haftada 1- 2 gün yumurta yemekten korkmayın. Dilerseniz 1 yumurta sarısı ile 3 yumurta beyazını karıştırın böylece daha az yağ ve kolesterol daha çok protein ve kalsiyum almış olursunuz.
- Fiziksel açlık ile duygusal açlığı ayırt etmeye çalışın. Sakın cesaretinizi kaybetmeyin. Hiçbirimiz mükemmel değiliz ve her zaman aynı disiplinde olamayabiliriz. Hep pozitif düşünün.
- Öğün atlamayın. Atlanan her öğünden sonra, diğer öğündeki besin tüketimi daha fazla olmaktadır. Beslenmenizi bu konuda yeniden gözden geçirin. Az ve sık yeme prensibi ile metabolik hızınız artar, kan şekeriniz dengede olur ve açlık hissetmezsiniz. 
- Çeşitli beslenin. Hiçbir besin tek başına mucizevi bir özelliğe sahip değildir ve hiçbir besin de tek başına suçlu değildir. Hedefiniz hep ölçülü beslenmek olsun. Bu nedenle, herkes için ortak bir diyet öneren “sihirli diyet”lerin sizi başarıya götüreceğine inanmayın. 
- Bulunduğunuz yaşı sevin. 30 yaşından itibaren metabolizmanız her yıl yavaşlar. Bu sebeple, her yaşın güzelliğini çıkarın. Eğer zamana karşı kendinizi korumak istiyorsanız, sadece yediklerinizi azaltmak bir çözüm olamaz. Çünkü bu, sürekli daha az yemek zorunda kalmak demektir. Çözüm için hareketinizi artırın.
- Zeytinyağını ve yağlı tohumları tercih edin. Zeytinyağının kalp dostu olduğu birçok araştırmada kanıtlanmıştır. Ancak tüm yağlar gibi, 1 gramı 9 kalori içerir ve fazla tüketimi şişmanlığa sebep olur. Yağlı tohumlara da dikkat edin bu besinler sağlıklıdır ama kaseler dolusu yediğiniz zaman değil, 10 fındık veya badem veya 3 ceviz 1 tatlı kaşığı yağa eşittir, ölçülü tüketin.
- Kalori saymayın dengeli beslenin. Dengeli beslenebilmek için her öğünde 5 temel besin grubundaki yiyecekleri bir arada tüketin. Bu şekilde beslenme, besin öğeleri arasında dengeyi sağlar. Yeterli beslenebilmek için sadece kalori saymanıza gerek yok. Temel besin gruplarından hangi miktarda yemeniz gerektiğini bilmeniz yeterlidir. 
- Etiket okumaya başlayın. Kendi kendinizi kontrol ederken ve doğru besini ararken, mutlaka etiketleri okuyun. Besinlerin kalori, yağ ve tuz değerlerini, son kullanma tarihlerini inceleyin.
- Günlük beslenmenizde süt yoğurt veya ayrana yer verin. İçerdiği kalsiyum ve proteinin yanı sıra kilo kontrolünde de süt tüketimi çok önemli. Her gün 1 -2 bardak tüketmiş olmaya gayret edin. Az yağlı seçimler de yapabilirsiniz
.

Dilara Koçak

Sağlığın Yolu Balıktan Geçer

Sağlığın Yolu Balıktan GeçerSağlıklı bir vücut ve ruh sağlığı için balığın, haftada 3 kez tüketilmesi gerektiği belirtildi.

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Su Ürünleri Fakültesi Temel Bilimler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mustafa Alparslan, balığın, haftada 3 kez tüketilmesi gerektiğini söyledi.

Prof. Dr. Alparslan, yaptığı açıklamada, balık etinin, yağıyla birlikte son derece yararlı bir besin olduğunu bildirdi.

Balıkta "OMEGA 3 ve OMEGA 6" yağ asitleri, A, B ve K vitaminleri ile magnezyum, selenyum, fosfor gibi minerallerin yoğun olarak bulunduğunu ifade eden Prof. Dr.  Alparslan, hangi balığın ne kadar sıklıkla ne ölçüde ve de hangi mevsimde tüketileceğinin de önemli olduğunu kaydetti.

Prof. Dr. Alparslan, Türkiye’de her mevsim yenilebilecek balık türlerinin bulunduğunu, pişirme yöntemlerinin de sağlıklı beslenmede etkin rol oynadığını bildirdi.

Balığın kızartılmadan, tava, ızgara, pilaki ya da sebzeli olarak tüketilmesinin sağlık açısından daha uygun olduğunu, bu besinin, beslenme diyetine dahil edilmesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Alparslan, "Hepimizin, özellikle de sporcu ve mankenler gibi meslekleri gereği ince ve zarif kalmaları gereken kişiler, diyetlerinde balığı asla uzak tutmasınlar" dedi.

Prof. Dr. Alparslan, çok lezzetli ve yararlı bir gıda olan balığın, haftada ortalama 3 kez tüketilmesinin faydalı olacağını söyledi.

-BALIK, YAĞLANMA MEVSİMİNDE TÜKETİLMELİ-

Prof. Dr. Mustafa Alparslan, balıkların, belirli mevsimlerde yağlandığını, bu dönemde çok lezzetli olduklarını bildirdi.

Sarpa balığının, deniz otlarıyla beslendiğini, koruk zamanı, yani mayıs ayında bu balığın lezzetinin doruğuna eriştiğini ifade eden Alparslan, diğer zamanlarda balıkta aynı lezzetin bulunamayacağını belirtti.

Özellikle Saros Körfezi ve Gelibolu sardalyasının lezzetiyle ünlü olduğunu söyleyen Prof. Dr. Alparslan, hamsinin aralık ayından başlayarak mart ayına kadar tüketilmesinin mümkün olduğunu, hamsinin lezzetini içinde yaşadığı
merada sindirim sistemine dahil ettiği tek hücreli canlıların çeşitliliğinden ve içinde yaşadığı deniz suyunun özelliklerinden aldığını açıkladı.

Balığın, diyette olanlar, fiziklerine önem verenler ve çeşitli rahatsızlıkları olanlar için olmazsa olmaz bir gıda olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Alparslan, şöyle konuştu:

"Gelişmiş ülkelere baktığımızda, balığın çok yüksek oranlarda tüketildiğini görüyoruz. Bizde ise kişi başına yılda 8 kilogram gibi bir rakam karşımıza çıkıyor. Bu oran Japonyada 90, ABD’de 23, Avrupa Birliği ülkelerinde ise ortalama 22 kilogram. Hep diyoruz, 3 tarafımız denizlerle çevrili ama biz bu denizlerden ne kadar yararlanabiliyoruz? Sağlıklı beslenmek için su ürünlerini tercih etmeliyiz. Hatta büfelerde dahi sandviç ve tostlarda balığın kullanılmasını ve tüketiminin yaygınlaştırılmasını, insan sağlığı açısından çok önemsiyoruz."

İleri Yaşlarda Görülen Baş Ağrıları

İleri Yaşlarda Görülen Baş Ağrılarıİleri yaşlarda ilk kez karşılaşılan ya da karakter değiştiren baş ağrılarının nedeni diğer yaş gruplarından farklıdır ve altta yatan nedenin ortaya çıkarılabilmesi için ayrıntılı inceleme gerekir.

Dr. Hasan İnsel

Geçen gün nöroloğumuz Dr. Dilara Nuzumlalı, ileri yaşlarda görülen baş ağrılarının dikkat edilmesi gereken bir konu olduğunu anlatıyordu. Ben de kendisinden bunları sizler için bir toparlamasını rica ettim. Dr. Nuzumla-lı’nın anlatımı ile ileri yaş baş ağrıları...

Baş ağrısı, hemen hepimizin hayatında en az bir kez yaşadığı bir ağrı türüdür. Yaş ilerledikçe pek çok hastalık ve hastalık belirtisinin görülme sıklığı arttığı halde, baş ağrısının görülme sıklığı azalır. Geniş hasta gruplarını kapsayan çalışmalardan bir örnek verecek olursak: 21 - 34 yaş arası kadınların yüzde 92, erkeklerin yüzde 75’inde; 55 yaş üzeri kadınların yüzde 66, erkeklerin yüzde 59’unda; 75 yaşın üzerindeyse kadınların yüzde 55, erkeklerin yüzde 22’sinde baş ağrısına rastlanmaktadır.

Baş ağrısının nedenleri de yaş gruplarına göre farklılıklar gösterir. Genç yaşlarda baş ağrısı çoğunlukla birincil tiptedir. Yani bilinen ya da ortaya çıkarılabilen bir hastalıkla ilişkisi yoktur. İleri yaşta ise ikincil baş ağrılarına daha sık rastlanır. Bu nedenle altta yatan bir neden olup olmadığı konusunda dikkatli bir değerlendirme gerektirir.
- Depresyona eşlik eden gerilim tipi baş ağrısı, ileri yaş grubunda en sık rastlanan baş ağrısıdır. Ağrı genellikle iki taraflıdır; ense, şakaklar ya da başın ön kısmından başlayıp üst kısma doğru yayılır. Ağrı tipi künt, sıkıcı veya baskı şeklindedir. Baş, bir bantla çevrelenmiş gibi ya da bir mengeneyle sıkılıyormuş gibi diye tanımlanır. Günlerce sürebilir.

- Migren, ortaya çıkma sıklığı yaşla azalma gösteren bir hastalık olmakla birlikte, yüzde 2 oranında ileri yaşlarda da başlayabilir. Migrene eşlik eden görme bozukluğu, vücudun bir yarısında uyuşma, konuşma ve davranış bozukluğu gibi tabloların varlığı halinde, bu belirtilerin “geçici iskemik atak” dediğimiz beyin damar hastalıklarından ayırt edilmesi gereklidir. Geçici iskemik ataklar, daha sonra gelişebilecek inmelerin ön belirtisi olabilir.
- Trigeminal nevralji (yüzün duyusunu sağlayan sinirin ağrısı), tipik olarak tek taraflıdır. Trigeminal sinirin bir veya birkaç dalında çok kısa süreli, ani, keskin, saplanıcı, şiddetli bir ağrıdır. Tıraş olma, konuşma, diş fırçalama gibi uyaranlarla tetiklenebilir. Gün içinde çok sayıda tekrarlar. Nörolojik muayene normal bile bulunsa, görüntüleme yöntemleriyle değerlendirilmelidir.

- Temporal arterit, belirti ve bulguları arasında baş ağrısı, görme kaybı, halsizlik,  kas ağrısı ve güçsüzlüğü yer alır. 50 yaşından sonra görülme sıklığı dramatik olarak artar. Erkeklerde kadınlara göre daha çok görülür. Baş ağrısı karakter değiştiren ya da yeni ortaya çıkan  ileri yaştaki hastalarda temporal arterit mutlaka akla gelmelidir. Tipik olarak şakaklarda yerleşen, sürekli, zonklayıcı bir ağrıdır. Kafa derisinde aşırı duyarlılık ve şakak damarında nabız yokluğu saptanır. Tedavi edilmediğinde, en korkulan sonuç görme kaybıdır.

-Hipnik baş ağrısı, sıklıkla 60 yaşın üzerindeki kişilerde, gece uykuya daldık-tan sonra ortaya çıkan ve genellikle aynı saatte, uykudan uyandıran  bir baş ağrısı-dır. Başın her iki tarafında yerleşir. 15 dakika - 3 saat arası devam eder. Yeniden uykuya daldıktan sonra tekrarlayabilir.

Nedenler ve tedavi farklılık gösterir

Baş ağrısı neden-leri arasında boyun omurları ve çene ekleminin dejeneratif bozuklukları ve glokom da unutulmamalıdır. İyi tedavi edilmemiş hipertansiyon, primer ya da metastatik beyin tümörleri ile beyin damarlarının tıkanma ya da kanaması da baş ağrısı nedenidir ve  bu hastalıkların ileri yaşlarda ortaya çıkma sıklığı artmaktadır.
Yaş ilerleyince çeşitli sağlık problemleri için değişik ilaçlar kullanılmaya başlanır. Aşırı ağrı kesici kullanımı, bazı tansiyon ilaçları ve kalp damarlarının genişlemesini sağlayan ilaçlar ile östrojen hormonu da baş ağrısına neden olabilir.

İleri yaş grubunda baş ağrısı tedavisi de farklılık gösterir. Migren tedavisinde kullandığımız bazı ilaçları, koroner arter hastalığı olan hasta-larda kullanamayız. Benzer şekilde arterit tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar da hipertansiyonu ve şeker hastalığı olan hastalarda daha dikkatli kullanılmalı.

Görüldüğü gibi ileri yaşlarda ilk kez karşılaşılan ya da karakter değiştiren baş ağrılarının nedeni diğer yaş gruplarından farklıdır ve altta yatan nedenin ortaya çıkarılabilmesi için ayrıntılı inceleme gerekir.

Sonuç olarak  50 yaş üzerinde bir kişide yeni gelişen ya da karakter değiştiren bir baş ağrısı olduğunda mutlaka doktora danışılmalıdır.

Öldürmeyen ama süründüren hastalık

Öldürmeyen ama süründüren hastalık

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı’nın(KOAH), tüm dünyada 600 milyon insanda rastlanan ve görülme sıklığı giderek de artan bir hastalık olduğunu, Türkiye’de ise 3-4 milyon KOAH’ lı olduğunun tahmin edildiğini söyledi.

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, 19 Kasım Dünya KOAH günü nedeniyle ANKA’ya yaptığı açıklamada, KOAH’ın, Avrupa ve Amerika’ da en çok ölüme neden olan hastalıklar içinde 4’üncü sırada yer aldığını söyleyerek “Bronşlarda kronik iltihapla beraber geriye dönüşü olmayan daralma ve akciğer dokusunda harabiyet vardır. Bir başka deyişle, KOAH nefes darlığına yol açan kronik bronşit ve amfizemin birlikte bulunduğu bir hastalıktır" dedi.

Prof. Dr. Küçükusta, KOAH’ın aslında önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalık olmakla beraber, tıpkı diyabet veya damar sertliği gibi tamamen iyileşmesinin mümkün olmadığını söyledi.

-EN ÖNEMLİ NEDENİ SİGARA-

KOAH’ın başta gelen nedeninin sigara tiryakiliği olduğuna işaret eden Prof. Dr. Küçükusta şunları söyledi:
“Buna, daha doğrusu tütün içilmesi demek gerekir, çünkü tütünün sadece sigara olarak içilmesi değil, puro, pipo veya nargile şeklinde kullanılması da KOAH için risk yaratır. Sigara dumanına pasif olarak maruz kalanlar, yani kendileri sigara içmedikleri halde, duman altı olanlar da KOAH tehdidi altındadırlar. Yakın yıllara kadar KOAH bir erkek hastalığı olarak bilinirdi; çünkü geçmişte kadınlar erkekler kadar çok sigara içmiyorlardı. Sigara tiryakiliğinin kadınlar arasında bir salgın gibi yayılmasıyla KOAH’ lı kadınların sayısı da her geçen gün katlanarak artmaktadır.
Mesela, İngiltere’ de 1990-97 yılları arasında KOAH erkeklerde yüzde 25 oranında artarken, bu artış kadınlarda yüzde 69 olarak bulunmuştur. Ülkemizde de benzer bir durumun söz konusu olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Sigara içen KOAH’ lıların sigarayı mutlaka bırakması gerekir. Bu sayede, hastalığın ilerleme hızı yavaşlatılmış olur, ama bronşlarda meydana gelen bozuklukların ve akciğer fonksiyonlarındaki kayıpların tamamen düzelmesi mümkün değildir. KOAH’ a yakalanamamanın çaresi hiç sigara içmemek ve sigara içilen yerlerde de bulunmamaktır."

-"KOAH PAHALI BİR HASTALIK"-

KOAH’ın yaşam kalitesini bozan bir hastalık olduğuna işaret eden Prof. Dr. Küçükusta, “Sürekli öksürük, balgam ve her geçen yıl şiddeti daha da artan nefes darlığı hastaları adeta canlarından bezdirir. Özellikle hastalığın ileri evrelerinde, değil merdiven çıkmak, yol yürümek, ev içinde odadan odaya geçmek, giyinmek, soyunmak, tıraş olmak, banyo yapmak gibi hareketler bile hastayı nefes nefese bırakır. Birçok hasta eve hatta yatağa bağımlı hale gelirö dedi. Prof. Dr. Küçükusta şöyle devam etti:

“Halkımız, bu hastalık için ‘öldürmez, ama süründürür’ şeklinde son derecede doğru bir tanımlama yapar. Gerçekten de, KOAH ani ölümlere neden olan bir hastalık değildir. ‘Ölsem de şu dertten kurtulsam’ sözlerini pek çok hastamdan duyduğumu söylemek isterim. KOAH, pahalı bir hastalıktır da aynı zamanda. Birçok hastanın sürekli ilaç ve oksijen kullanması, bazılarının yılda birkaç kere hastanede yatarak tedavi görmeleri gerekir. Tıbbi tedaviye olumlu cevap vermeyen hastalarda ‘yardımcı solunum aletleri’nden de yararlanılır. Ayrıca son yıllarda KOAH’ ın sadece akciğerleri ilgilendiren bir hastalık olmadığı, kas zayıflığı, kilo kaybı, kalp ve damar hastalıkları, hipertansiyon, depresyon, beyin faaliyetlerinde azalma, uyku bozuklukları, seksüel fonksiyonlarda azalma, diyabet gibi rahatsızlıkların ortaya çıkmasını kolaylaştırdığı da ileri sürülmektedir.

Hamileyken konserveden uzak durun!

Hamileyken konserveden uzak durunYeditepe Üniversitesi Hastanesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Selami Sözübir, bebeklerde doğuştan ortaya çıkan “inmemiş testis”in nedenleri arasında annenin şişmanlığının önemli bir faktör olduğunu belirterek “Annenin kilolu, şeker hastası olması, hamilelik sırasında sigara içmesi, uygun olmayan ilaçlar alması gibi kriterlerin hepsi inmemiş testisin oluşumunu artırabiliyor, ayrıca konserve ve bazı boyalı yiyeceklerin içinde bulunan katkı maddeleri kimyasal özelliklerinden dolayı anne karnındaki bebeğin testisinin inişini etkileyebilir” diyor.

Testistin normalde olması gereken yerde yani vücut boşluğunda olmaması olarak tanımlanan inmemiş testis, yenidoğan yüz çocuktan 5-8’inde görülüyor. Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Selami Sözübir, “Normalde anne karnındaki bebeğin testisinin 4-5. aylardan itibaren böbreğin yanından yumurtalığa inmesi gerekir. Bunun için de zaman gerekiyor. O nedenle panik yapmaya gerek yok. Çünkü bu başlayan ve devam eden bir süreç” diyor.

Bebek doğduğunda testisin hala yerine inmemiş olabileceğine de dikkat çeken Dr. Sözübir, beklemek gerektiğini belirtiyor:
“Bazı bebeklerde bu gelişim daha yavaş olabilir. Doğuşta inmemiş testis oranı yüzde 5-8’dir ama 1 yaşında inmemiş testis oranı yüzde 2’dir. Çünkü başlayan göç genellikle tamamlanmadan bebek doğmuş olabilir ya da bebek prematüre doğmuş olabilir. Prematüre bebeklerde bu oran yüzde 30’lara kadar çıkabiliyor.”

Dr. Sözübir, inmemiş testisin birçok nedene bağlı olabildiğini belirterek “Bunun için birçok faktör olabilir. Genetik faktörler, hormonal faktörler ya da inişi engelleyen anatomik faktörlerin her biri ya da birden fazlasının bir arada olması inmemiş testisin nedeni olabilir” dedi.

Son yıllarda inmemiş testis, hipospadias ve erkek çocuklarda görülen genital anomalilerde belirgin artış olduğunu ifade eden Dr. Sözübir, bu artan oranların inmemiş testis oluşumunda çevresel faktörlerin de artık önemli olduğunu ortaya koyduğunu belirterek, “Eskiden tüm dünyada benzer yaygınlıkta olan bu hastalıkların artık belli yörelerde, özellikle batı Avrupa ve Kuzey Amerika da sık görülmeye başlaması çevresel faktörlerin çok daha önemli olduğunu ortaya koymuştur. Annenin kilolu, şeker hastası olması, hamilelik sırasında sigara içmesi, uygun olmayan ilaçlar alması gibi kriterlerin hepsi inmemiş testisin oluşumunu artırabiliyor. Özellikle şişmanlık çok önemli bir faktör. Şişman annelerde fazla olan yağlar östrojen tipi bazı kimyasal maddelerin bu yağ dokusunda birikmesine neden olabiliyor bu maddelerde bebeği etkileyerek, bebeğin erkeksi gelişmini engelleyebiliyor” diyor.

Tedavi gecikirse doğurganlık etkilenebilir

“İnmemiş testistin tek çözümü ameliyat” diyen Doç. Dr. Selami Sözübir, ameliyatla ilgili şu bilgileri veriyor:

“İnmemiş testis sorunu hala erkeklerde kısırlığı etkileyen kriterler arasında birinci sırada. O nedenle zamanında ameliyat kararı verilmesi önemli. Bir testis bozulmaya başladığı zaman vücut bunu yabancı cisim olarak kabul ediyor ve diğer testisi de atmaya başlıyor. İnmemiş testis varsa; tek taraflı bile olsa diğer testisi de olumsuz etkiler. İnmemiş testis için ameliyat kararının çocuk 1 yaşına geldiğinde verilmesi lazım. Çünkü o zamana kadar bebek gelişimini tamamlayabiliyor. İnmemiş testis ameliyatı kolay bir operasyondur. Hasta aynı gün evine gönderilir.”

Egzersiz ve Sezaryen Doğum

Egzersiz ve Sezaryen DoğumHamilelikte düzenli egzersizin sezaryenle doğum riskini azalttığı, doğum sonrası lohusalık süresini kısalttığı ve annenin daha kolay kilo vermesini sağladığı belirtildi.

Trabzon Doğum ve Çocuk Bakımevi Başhekimi Uzman Dr. İsmail Topal, hamilelikte düzenli egzersizin sezaryenle doğum riskini azalttığını, doğum sonrası lohusalık süresini kısalttığını ve annenin daha kolay kilo vermesini sağladığını söyledi.

İsmail Topal, AA muhabirine yaptığı açıklamada, gebelikte belli kurallar çerçevesinde uygulanacak egzersizin pek çok yarar sağladığını belirtti. Hamilelerin yapacağı egzersizin solunum ve dolaşım sistemlerinin daha iyi çalışmasına katkıda bulunduğunu ifade eden Topal, "Bu durum, gebenin kendisini daha iyi hissetmesini, sağlıklı kilo almasını, pozitif duygulara yönelmesini ve kendine güveninin artmasını sağlar. Egzersiz, anne adayında gebeliğe bağlı
uykusuzluk, bel ağrısı, bacaklarda kasılma, varis, basur gibi şikayetlerinazalmasını sağlar" dedi.

Topal, düzenli egzersizin sezaryenle doğum riskini azaltacağına dikkati çekerek, "Egzersiz, doğum sonrası lohusalık sürecini kısaltır ve annenin daha kolay kilo vermesini sağlar. Sağlıklı yaşamın önemli bir parçası olan egzersiz, hamileler için de vazgeçilmez bir uygulamadır. Bu durum dikkate alınarak, anne adayları, düzenli egzersizleri doktorlarıyla iletişim halinde olarak aksatmadan yapmalıdır" diye konuştu.

-"EGZERSİZ, ANNE ADAYININ FİZİKSEL GÜCÜNÜ ARTIRIR"-

Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Beden Eğitimi Bölümü Başkan Yardımcısı Yılmaz Çakmak ise hamileliği normal seyreden her sağlıklı anne adayı için egzersizin güvenli ve yararlı olduğunu söyledi.

Yılmaz Çakmak, hamilelik döneminde sakatlık riski olabilecek spor aktiviteleri ve 5 dakikadan fazla sırt üstü yatılan egzersizler yapılmaması gerektiğini ifade ederek, "Egzersiz sırasında düzgün ayakkabı ve göğüs destekleyici elbiseler giyilmelidir. Hamilelikte yapılan egzersizlerin birinci tehlikesi, vücut ısısının yükselmesi ve bebeğe kan akışının azalmasıdır. Kalp atışı dakikada 140’ı geçmemelidir. Hamileliğin dördüncü ayından başlanarak düzenli yapılan egzersiz, anne adayının fiziksel gücünü artıracaktır" dedi.

Anne adayının ağrı, kasılma gibi durumlarda egzersize son verilmesi gerektiğine dikkati çeken Çakmak, "Anne adayları, hafif ve orta yoğunlukta egzersizi haftada en az üç defa yapabilir. Egzersiz programının günlük olarak 45 dakika tüm vücut hareketleri, 5 dakika nefes eğitimi, 10 dakika gevşeme hareketleri olmak üzere toplam bir saate yayılması gerekir" diye konuştu.

 

Yorgunluğa karşı karanfil

Yorgunluğa karşı karanfil

Prof.Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu

Değerli okuyucu, karanfil Osmanlı mutfağının vazgeçilmez bir baharatıdır. Kuvvet macunlarında, aşurede karanfilden vazgeçilmez. Çiçekçilerin satışa sundukları ve halk arasında bilinen karanfil çiçeği ile hiçbir alakası yoktur. Anavatanı Endonezya ve İspanya olarak bilinir. Hindistan ve Sri Lanka’da bol miktarda yetiştirilir ve bu mutfakların vazgeçilmez baharatıdır. Avrupalılar karanfili turşu ve tatlılarında çeşni vermesi amacıyla kullanırlar.

Diş ağrısına karşı etkili  

 Karanfil ağacının tomurcuklarından elde edilen bu baharat, odunumsu ve koyu kahve-siyah renklidir. Yaklaşık iki-üç santimetre boya eriştiklerinde hasat edilirler. Anadolu’da halen çürük dişlerde ağrı kesici olarak kullanılmaktadır. Çürük dişin oyuğuna, ezilmiş kuru karanfilin bir parçası yerleştirilir veya da yağından bir damla damlatılır. Ağrı kesici gücünü içerdiği gallik asitten alır. Genel bir kural olmasa da lokantalarda içki kokusunu almak için masanıza bir çanakta karanfil sunulur.

İshale karşı

Onu ilk araştırmaya başladığım yıllar doksanlı yılların başlarıydı. Kuru karanfilde beni ilk şaşırtan, içeriğinde alpha-kadinol, alpha-kubeben ve maslinik asit etkin maddelerinin aynı anda bulunmasıydı. Bu üç ana etkin maddeyi başka hiçbir bitkinin çiçeğinde aynı anda bulamazsınız. Bu özellik karanfile özgüdür. Onun bu ayrıcalığı ishale karşı bu üçlünün bir arada bulunmasında saklıdır. Eğer ishal olduysanız  hiç çekinmeden karanfil kürünü birkaç gün uygulayabilirsiniz. İshale bağlı karın sancılarını, bağırsak hareketliliğini kısa zamanda nasıl ortadan kaldırdığını hayretle gözleyebilirsiniz.

Direnci artırır

Karanfilin alternatifi yoktur. Onun sahip olduğu bazı özellikleri ve kimyası başka hiçbir bitkiyle veya baharatla mukayese edilemez. Kendinizi yorgun mu hissediyorsunuz? Zihin yorgunluğunuz da mı mevcut? Başınızda veya üzerinizde bir ağırlık mı hissediyorsunuz? Veya gergin misiniz? Bir bardak su kaynatın ve hemen sıcakken üzerine dokuz-on adet karanfil tanelerinden ilave ediniz. Beş-altı dakika bekledikten  
sonra karanfilleri içerisinden çıkarmadan yudum yudum içiniz. En geç on dakika sonra yorgunluğunuzun gittiğini, vücut direncinizin arttığını gözlemleyebilirsiniz. Çok daha önemlisi, günün yorgunluğuna bağlı zihin yorgunluğunuzun ortadan kalktığını daha dinamik düşünsel güce sahip olduğunuzu hayretle hissedebileceksiniz.
Üzerinizdeki gerginliğin de yavaş yavaş ortadan kalktığını göreceksiniz. Karanfilin bu konudaki etkilerini daha da artırmak istiyorsanız, kendinize bir çay demleyip içerisine 10-12 adet karanfil atınız, birkaç dakika bekledikten sonra çayınızı yudumlayarak keyfini çıkartınız. İçtikten 5-10 dakika sonra zihin yorgunluğunuzun kaybolduğunu ve daha zinde olduğunuzu hayretle gözlemleyebilirsiniz. Bu amaçla uygulayacağınız karanfilli çayı haftada 3-4 defadan fazla uygulamayınız ve alışkanlık haline getirmeyiniz.

GÜNÜN KÜRÜ

İshale karşı

Sabah kahvaltısından bir saat sonra yedi-sekiz adet karanfil çiğnenmeden oda sıcaklığındaki bir- iki yudum suyla  yutulur. Aynı gün akşam yemeğinden iki saat önce yedi-sekiz adet karanfil, oda sıcaklığındaki bir-iki yudum suyla çiğnemeden yutulur. Bu küre en fazla yedi gün devam edilir. Kullanılacak karanfilleri yutmadan önce ortadan ikiye bölüp suyla yutmak daha etkilidir. Havanda ezerek daha etkili olur düşüncesine kapılmayınız. Havanda ezildikten sonra alınması yanlıştır. Etkisi azalır.

Zihin yorgunluğuna karşı birebir

Taze demlenmiş bir bardak sıcak çayın içerisine 10-12 adet kuru karanfil ilave edilir. Üç-dört dakika bekledikten sonra yudum yudum içilir. Şeker ilave edilmeden içilmesi en etkili şeklidir. Çayınızı yudumlarken ağzınıza gelen karanfil tanelerini dişlerinizin arasında hafif ezerek eminiz. İkinci bardak çay içecekseniz, içerisinde kalan karanfilleri kullanınız, yeniden karanfil ilave etmeyiniz. Karanfilli çay içimini günde iki, haftada dört kereden fazla uygulamayınız. Alışkanlık haline getirmeyiniz. Vücut direncinizin azaldığı, zihin yorgunluğu ve strese bağlı yorgunluk hallerinde uygulayınız.

DİKKAT: KARANFİL KÜRÜ UYGULANIRKEN

İshal şikayetlerinde karanfil, çay olarak içilmemelidir. Birkaç yudum oda sıcaklığındaki su ile alınmalıdır. Trombozit (platelet) düşüklüğü sorunu yaşayan hastaların karanfil kürünü uygulamamaları gerekir. Özellikle bazı ilaçlar, yan tesir olarak trombozit düşüklüğüne neden olabilmektedir. Bu türden ilaçları kullanan hastaların karanfilden uzak durmaları gerekir. Kullanacağınız karanfillerin raf ömrünün bir yıldan daha fazla olmamasına özen gösteriniz. Bir yıldan fazla beklemiş karanfilleri kullanmayınız.  Kuru karanfili iki parmağınızın arasında ezmeye çalıştığınızda, eğer kolayca kırılıp ufalanıyor ise, kullanmayınız. Raf ömrünü çoktan doldurmuş demektir.

Kanser hastalarına yardımcı
Kemoterapi veya radyoterapiye bağlı gelişen ishaliniz var ise, birkaç günlük karanfil kürü mükemmel bir yardımcıdır.