| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

saç bakımı,saç bakımları,saç

7 "kadın" etiketi kullanan gönderi "kadın" etiketi kullanan diğer içerikler resimler, videolar

Bir Günde Detoks!

Bir Günde Detoks
İlk olarak size sorun teşkil eden toksin kaynaklarını belirleyin. Beslenme alışkanlıklarınıza bir göz atın. Fazla kilonuz varsa, bilin ki, kilolar da toksin üretirler. Organik ya da en azından doğal sebze, meyve gibi besinlere yönelin.
Detoksu bir yaşam biçimi haline getirmeye çalışın. Kafein, sigara ve alkolden uzaklaşın. Yağ tüketiminize dikkat edin. Hayvansal yağlardan uzak durun.
Detoks sadece beden değil, aynı zamanda ruhun da temizliğidir.  Hayata daha pozitif bakmayı, yardım etmeyi, eğlenmeyi, gülmeyi, sevmeyi,sosyalleşmeyi de yaşamınıza sokar.
Detoks bir programdır. Size özel olarak düzenlenecek kürleri uygulamanız çok faydalı olacaktır. Ancak, gidip bir detoks merkezinden yardım alacak durumunuz yoksa, işte size bir günlük program. buradan yola çıkarak, kendiniz için yeni bir rota belirleyebilirisiniz.
-    Öncelikle rahat ve boş bir gün belirleyin.
-    Psikolojik olarak kendinizi detoks için hazırlayın.
-    Detoks günü seçtiğiniz günden bir gün öncesinde sigara içmeyin ve alkol almayın.
-    Kafein ve içeriğinde kafein bulunan içecekleri kullanmayın.
-    Güne 1-2 bardak ılık su içerek başlayın.
-    Bedeninizi esnetecek ve gevşemenizi sağlayacak birkaç ısınma hareketi yapın.
-    Daha önceden tecrübeniz varsa yoga da yapabilirsiniz.
-    Dışarı çıkın, 30 dakika yürüyüş yapın. Mümkünse yeşil alanlar veya deniz kenarı gibi oksijeni fazla olan yerleri seçin.
-    Yürüyüş sırasında bedeninizdeki toksinlerden kurtulduğunuzu imgeleyin.
-    Gün boyunca sık sık su, soda ve meyve suyu tüketin.
-    Gün içinde öğün atlamayın.
-    Her fırsatta müzik dinleyin. En azından yapacağınız işlerde fonda rahatlatıcı müzikler çalmasını sağlayın.
-    Öğle yemeğinizi hafif ve uzun tutun. Yemekten yarım saat kadar sonra 30 dakikalık bir yürüyüşe çıkın. Bu yürüyüş sayesinde yediklerinizi daha kolay sindireceksiniz.
-    Ara öğünlerde meyveler, çiğ sebzeler ve sularını tercih edin.
-    Akşam yemeğini en geç 19.00’a kadar yemiş olun. Hafif pişmiş sebzeler, az zeytinyağı, limon ve sirke ile tatlandırılmış salatalar doğru bir seçim olacaktır.
-    Akşam yemeğinden sonra da ufak bir yürüyüş yapın. Bu egzersiz çok daha rahat bir gece geçirmenizi ve keyifli bir uyku uyumanızı sağlayacaktır.
-    Bitki çayları sizi rahatlatacaktır. Özellikle kuşburnu, adaçayı ve papatya sakinleştirici ve gevşetici etkiye sahip olduğundan, vücudunuza faydası olacaktır.
-    Yatmadan önce bir duş yapın. Duş esnasında bedeninize ufak bir bakım uygulayın.  Cildinizi fırçalayabilir, aroma yağlarla hazırlanmış bir küvette dinlenebilirsiniz. Banyodan sonra vücudunuza nemlendirici ile bir masaj yapın.
-    Gününüzü yine müzik dinleyerek bitirin.
-    Yatarken kitap okuyabilirsiniz.
-    Yatak odanızı cep telefonu, televizyon gibi manyetik kirlilik yaratan cihazlardan temizleyin. İyi hava almış ve normal ısıda bir odada uykuya dalın.
-    Düşüncelerinizi, negatif ve kendinizi kötü hissetmenize sebep olan duygularınızı unutarak, huzurlu bir uykuya dalın.

Kadın İsterse

Kadın İsterseAnne olsun ya da olmasın, içgüdüsel olarak kadın sevdiklerine sahip çıkma eğilimi gösterir. Korumak, kollamak, gelen her tehlikeye karşı durabilmek, gerektiğinde bir kartal kadar yırtıcı olmak ve her türlü kötülükle savaşabilmek, kadının doğasında vardır.
Kadının içindeki güç, en zor şartlarda bile yaşam mücadelesi verebilecek kadar büyüktür. Hatta doğadaki en sağlam, dayanıklı ve güçlü varlık kadındır.
İçinde var olan o savaşçı ruha rağmen, kadın sadece sevdiği adamın yanında, köşeye çekilebilir, pasifleşir, ihtiyaçlarını ve duygularını ikinci sıraya itebilir. Duyduğu saygı yüzünden, erkeğinden daha güçsüz durur. Bir kadının ruhundaki fırtına, isterse dünyayı yerinden oynatabilir.
Kadın çoğu zaman erkeklerden fiziksel olarak zayıftır. Bilek güreşi yapılsa, erkek birkaç saniye içinde kadını devirebilir. Ancak, yaşamın her noktasında, bir kadın isterse, erkeği ezmesi an meselesidir.
Erkekleri çoğu zaman şaşkına çeviren bir durum vardır. Evliyken veya birlikteyken, ampul değiştirmek konusunda çaresiz duran ve eşinden yardım isteyen bir kadın, üç çocuğuyla hayatta tek başına kaldığında, mucize bir yaşam hikayesi çıkarabilir. Erkekleri biraz sersemleten ve anlayamadıkları şey budur. Adam, kısa bir süre önce, pasif, vasıfsız, sıradan ve kendisi olmadan yaşayamayacağını düşündüğü bir kadını; ayrıldıktan sonra perişan, yerlerde sürünen, burnu sürtülmüş, barışmak için ayaklarına kapanarak af diler halde bulacağını düşünür. Ancak öyle olmaz. Bu, erkeğin dehşete düşerek, kendiyle yüzleştiği önemli anlardan birisidir. Peki, kadının içindeki bu büyük sır nedir?
Gelin, birlikte hayatın içinden, çok sıradan durumları hayal edelim. Bakalım, kadınlar aslında ne yapar, ne söylerler? İlk örneğimizde, kadın mutfakta yemek pişirmektedir. Erkek sofra hazırlanırken televizyona bakıyordur. Elinde, kapağı sıkışmış bir salça kavanozu ile gelir kadın ve “hayatım, şunu açar mısın?” der. Adam, büyük bir güven ve gurur duygusu içine girer, ancak bunu belli etmez. Biraz zorlanarak ve tüm gücünü kullanarak kavanozu açar. Açılmaması halinde, erkek kendini çok berbat hisseder ve bir sürü bahane bulur. “Bir bez getirsene, ellerim kayıyor.” “Nasıl da sıkışmış bu meret” “Ellerin yağlı tutmuşsun kavanozu, benim de elime bulaştı, kayıyor, ondan açılmıyor” Bunlar çok önemli değil, çoğu zaman açılır. Peki, sizce kadın, o kavanozu açmanın en az üç yöntemini bilmiyor mudur? Kavanozun kapağını sıcak suya tutmak, dibine birkaç kere sertçe vurmak, bir bıçağı kenarına sokarak içine hava girmesini sağlamak gibi yolları mutlaka biliyordur. Ancak, bunu eşine yaptırmak, bilinçaltına şu mesajı yollamak içindir: “Sana ihtiyacım var!”
Başka bir örnek verelim. “Hayatım, gardırobun üstünden şu bavulu indirebilir misin?” veya “Sevgilim, şu üst raftaki servis tabağına uzanabilir misin?” cümleleri, size de tanıdık geldi mi? Sizce kadın, sandalyeye çıkıp istediği şeyi almaktan aciz midir? Elbette hayır! Bu durumun alt göndermesi nedir? “Sen olmasan ne yapardım?”
Tüm çetin şartlarda çözüm bulan kadınlar, eften püften şeylere takılıp kalır mı? Yoklukta, iki tahta parçasını bağlayıp dolap yapan; evdeki tek malzemeden üç çeşit yemek çıkaran, eşinin getirdiği azıcık para ile tüm ailesinin ihtiyaçlarını karşılayıp, üstüne üstlük daha kötü günler için para biriktiren kadın; kavanoz kapağını mı açamaz?
Kadın, dünya üzerindeki en özel varlıktır. Yapabildiklerini göstermemesi, bir adım geride durması, erkeğine duyduğu sevgi ve saygıdandır. “Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır” cümlesi, kadın-erkek ilişkisi için söylenmiş, üstünde biraz düşünülmesi gereken önemli laflardan biridir.
Beylerin anlaması gereken şey şudur: Biz, dünyayı yerinden oynatabilecek güce, sizin yaptığınız her işi yapabilecek kapasiteye, direnilmesi gereken her noktada savaşacak ve ayakta kalacak iç disipline, acil durumlarda çözüm getirebilecek beyne sahibiz. Yaparsak, çok daha iyisini de yaparız. Yapmamamız sevgimizden, sizi var etme, hevesinizi kırmama isteğimizdendir. Bunu bilmeli ve yaşam oyunundaki yerinizi doğru korumalısınız. Yoksa kadın isterse….

Sevginin Gücü

Sevginin GücüAşkın öyküsü çok eskiye dayanır. Adem ile Havva arasında geçen hikaye, dünya kurulduğundan beri insanın aşka olan ihtiyacının en belirgin göstergesidir.
Aşkın öyküsü çok eskiye dayanır. Adem ile Havva arasında geçen hikaye, dünya kurulduğundan beri insanın aşka olan ihtiyacının en belirgin göstergesidir.
 
Buna rağmen, insanın temel ihtiyaçlarını sıralarken nedense listedeki hak ettiği yeri almaz.Yemek, içmek ve uyumak bedensel gereklilik olarak elbette önceliklidir. Ancak sevgisiz bir beden neye yarar ki?
 
Aşkın kime duyulduğunun önemi yoktur. Yüreğinde bu duyguyu taşıyabilmektir değerli olan. Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin, Romeo ve Juliet gibi kadın erkek ilişkisi içindeki meşhur karakterleri bir hatırlayalım. Sonra Mevlana’yı, Ömer Hayyam’ı düşünelim. Daha adını saymadığımız niceleri aşıktı.
 
Aşkın nerede yeşerdiğidir onu özel kılan, kime olduğu ancak hayatın içinde anlam kazanır.Peki, aşık olunca ne olur? Tıp dünyası bu soruyu vücudumuzda değişim gösteren salgılar, hormonlar gibi bir çok realite ile açıklıyor. Benim için önemli olan nasıl olduğu değil, sonucu.
Bir yürek sevmeyi öğrendiğinde, tıpkı güneş gibi, vücudun her hücresini parlatır. Aşık birini yolda yürürken bile ayırmak mümkündür. Yaydığı enerji ile bir mıknatıs gibi insanları kendine çeker. Girdiği yer aydınlanır. Gözlerinde normalde olmayan bir parıltı, dudağında birazdan kahkaha olarak patlayacakmış gibi duran bir tebessüm vardır. Bunlar dışarıdan görünenler.
 
Seven insan hayata başka gözlerle bakar. Yıllarca aynı yoldan yürümüş olsa da, o güne kadar görmediği bir ağacı fark eder. Olaylara yaklaşımı değişir. Farklı bir pencereden görme yetisi kazanır. Empati kurmaya başlar. Daha az yargılar, daha çok anlar. Bardağın boş tarafını görerek yaşamaya alışmış birisi bile, olumlu düşünme gücü elde eder. Bu kadar değerli davranış biçimleri, tüm yaşama neler katar siz düşünün. Aşkın insanda bıraktığı tek kötü hal, biraz dünyadan uzaklaşma isteğidir. Hayal kurmak, konsantre olmakta zorlanmak, dünyayı pembe gözlüklerle seyretmek ve biraz dalgınlık, aşkın yan etkisidir. Ruhunu ve kalbini sevgiye vermiş birinin de ilk başlarda bu kadar şımarıklığa hakkı olabilir.
İçinizden geçiriyorsanız, madem aşk bu kadar güzel, niye ilişkiler böyle karışık ve çözülemez diye; hemen cevabını vereyim. Bunca sıkıntı, çetrefil ve karmaşa, aşkın değil, ilişkilerin sorunudur. Burada sevginin bir suçu olamaz. Bizler sevdiğimiz herkese ve her şeye bir etiket yapıştırır ve ardından beklenti içine gireriz. İşte bu beklentiler ilişkileri bu kadar zora sokar. Oysa sevgi tek başına bir mücevherdir. Karşılık ve çıkar hesapları işin içine girdiğinde, onun adı artık aşk değildir. Siz buna duruma göre istediğiniz ismi verebilirsiniz, ilişki, birliktelik, evlilik, sevgililik…. Sonuçta ortada saf bir aşk yoktur, alışveriş vardır.
 
İşte bu yüzden, aşka inanmayanlar, sevginin gücünü unutanlar hataya düşer. Kırgınlıklar, hayal kırıklıkları, acılar ilişkilerin sonucudur, aşkın değil.
Aşk, insana verilmiş en değerli hediyedir. Mucizelerin kapısını açan, neredeyse her sorunu çözen, insanı değiştiren bu sihirli duygu, inandıkça ve sevdikçe hayatımıza daha çok güzellik getirir.
 
Bundan sonra bu köşede, aşkı, sevgiyi, ilişkileri, tutkuyu, ayrılığı, kadınlığımızı, erkekleri, evliliği, yani insana ve sevgiye dair her konuyu paylaşacağız. Ancak ilk yazıda en önemli maddeyi vurgulamak istedim. Dünya sevgiyle ayakta duruyor. Aşka inanın ve yüreğinize sevmeyi unutturmayın. Sevginin gücü her zorluğu yenebilir. Ve hep hatırlayın, aşk mucizelerin gizli anahtarıdır, onu kullanın!

G Noktası

G NoktasıHer kadının vücudu farklıdır. Bu nedenle, orgazmı getireceğini söyleyebileceğimiz tek bir reçete yoktur. Her kadın, kendisi için neyin doğru, neyin yanlış olduğunu deneyerek bulmak zorundadır. Bazı kadınların dokunulmaya duyarlı bölgeleri o kadar "hassastır" ki, kadın bu bölgeye uygulanan bir uyaranla orgazm olabilir.

G noktası Alman seksolog Grafenberg tarafından ilk kez tarif edildiği için adına G noktası denilen ve kadının vajinasının içinden saat 12 yönünde ve aşağı yukarı 3-4 cm içerde elle fark edilebilen, süngersi bir his veren 2-3 cm boyutlarında diğer yerlerden daha sert hisseden bir alandır. G noktasının varlığı veya orgazmdaki önemi bazı doktorlar tarafından reddedilmekte, bazıları ise G noktasını vajinal orgazm oluşumunun merkezi olarak kabul etmektedir.

G Noktası olarak adlandırılan anatomik bölge tüm kadınlarda vardır ve bu bölgeye birkaç dakika boyunca aralıksız masaj yapıldığında sürecin çok yoğun bir orgazmla sonuçlandığı kabul edilmektedir. Bu orgazmın, klitoral orgazmdan çok daha farklı ve daha yoğun olduğu ifade edilmektedir. Her iki orgazm türünün beyinle sinirsel bağlantıları da farklıdır. Uzmanlar G Noktası olarak bilinen bölgenin uyarılabilmesi için, kadının cinsel yönden uyarılmış ve istekli olması gerektiğini, aksi takdirde bu bölgenin hassasiyetinde artış olmayacağını belirtmektedirler.

Kadının Ejakulasyonu (Boşalması)

Bu alanın, tabii diğer cinsel uyaranlar ile beraber tahrik edilmesi sonucu klitoral orgazma göre daha yoğun ve uzun süren bir vajinal orgazm gerçekleşmektedir. G noktası orgazmı esnasında kadınların çoğunda normal ıslanmayla mukayese edilemeyecek kadar çok bir sıvı aniden salgılanır. Bu sıvı zaman zaman bir bardak dolduracak kadar çok olabilmektedir, ve ani olarak salgılanmaktadır. Bu olay female ejeculation olarak tanımlanmaktadır. Kadında orgazmı sonrasında gelen kadın salgıları içerik olarak erkek menisi ile neredeyse birebir aynı. Bu sıvılar kadının prostata karşılık gelen skene Bezi’nden salgılanıyor, zaten erkekteki sperm sıvısı da prostat bezinin ürünü. Uzmanların önerisi, G Noktası uyarılmasının kadının kendini son derece güvende hissettiği bir yerde gerçekleştirilmesi yönünde. Ayrıca, kadın orgazm olma hedefine değil, sadece o an almakta olduğu zevke yoğunlaşmalı. Uyarı derinlemesine, uzun süreli ve iyice bastırarak yapılmalıdır. İlk önce zevke eşlik eden ve rahatsızlık verecek düzeyde bir idrar yapma isteği hissedilebilir. Stimülasyona devam edildiği takdirde bu duygu ortadan kalkar ve yerini tamamen zevke bırakır. Bir süre sonra, kadında yoğun bir orgazm ve buna eşlik eden ejakülasyon görülür

Uzun Boylu Bebek İçin Bol Bol Balık Yiyin

Uzun Boylu Bebek İçin Bol Bol Balık Yiyin

Hamileliğin son aylarında anneleri bol bol balık tüketen bebekler, diğerlerinden daha iyi gelişiyor. Bilim adamlarının yaptığı bir araştırma, balığın ceninin büyümesini sağladığını gösterdi… Araştırma ekibi, balığın içindeki Omega 3 yağ asitlerinin kanı daha akışkan hale getirdiğini, rahimdeki kan dolaşımının böylece hızlandığını, bunun da bebeklerin gelişmesine olumlu katkı yaptığını söylüyor.

Haftada 2 öğün balık
Bu nedenle anne adaylarının haftada 2 öğün balık yemelerini öneren uzmanlar, normal kilonun altında doğan bebeklerin 40 yaşından sonra kalp ve tansiyon gibi hastalıklarla karşılaşma riskinin daha yüksek olduğunu hatırlatıyor.

12 bin kadın üzerinde yapılan araştırmaya göre hamileliğin son aylarında bol bol balık tüketen kadınların bebekleri, diğerlerinden daha uzun boylu ve kilolu olarak doğuyor. Hamileliğin son aylarında anneleri bol bol balık tüketen bebekler, diğerlerinden daha iyi gelişiyor. Britanya’da Bristol Üniversitesi’nde görevli bilim adamlarının 12 bin kadın üzerinde yaptıkları araştırma, balığın ceninleri büyüttüğünü gösterdi.

Uzmanlar, kadınlardan gebeliğin 32. haftasından itibaren ne kadar balık tükettiklerini kaydetmelerini istedi. Bu kayıtlardan yola çıkılarak kadınların, sağlığı olumlu etkileyen Omega 3 yağ asidi tüketimleri hesaplandı. Bilim adamları, çok balık tüketen kadınların bebeklerinin az balık tüketen kadınlara oranla daha büyük olduklarını, balığın ceninin büyümesi üzerinde olumlu etki yaptığı gözlendi. Normalde 10 bebekten biri küçük doğuyor, ancak balık tüketmeyen kadınlarda bu sayı sekizde bire çıkıyor. Araştırma ekibinin başkanı Dr. Imogen Roberts, balığın içindeki Omega 3 yağ asitlerinin kanı daha akışkan hale getirdiğini, rahimdeki kan dolaşımının böylece hızlandığını, bunun da bebeklerin gelişmesine olumlu katkı yaptığını söylüyor. Bu nedenle gebe kadınların haftada iki öğün balık yemelerini salık veren Dr. Roberts’a göre, doğum sırasında normal kilonun altında olan bebeklerin 40 yaşından sonra kalp, yüksek tansiyon ve diyabet gibi hastalıklarla karşılaşma riski daha yüksek.

Balığın, hamilelik süresini uzatmadığına dikkat çeken uzmanlar, doğrudan alınan balık yağının ise hamilelik süresini uzattığını, ancak kilo ve boyu etkilemediğini belirtti. Ancak gebelerin, yüksek miktarda civa içeren kılıç balığı, köpek balığı ve ton balığından uzak durmaları gerekiyor.

Parfüm Aşk İçin Mıknatıs Görevi Görüyor

Parfüm Aşk İçin Mıknatıs Görevi Görüyor

Araştırmacılar, sentetik pheromone içeren parfüm kullanan kadınlarla erkeklerin daha çok birlikte olduğunu, parfümün uyarıcı ve büyüleyici çekiciliğinin ilişkileri etkilediğini belirledi. Uzmanlar sentetik pheromonenin, seks mıknatısı olduğunu ve kadının seks cazibesini artırdığını iddia ediyorlar.

Uyarıcı etki yapıyor
San Francisco State Üniversitesi’nde yapılan araştırmada, pheromone bulunan normal parfüm kullanan kadınların, içinde pheromone bulunmayan parfüm kullanan kadınlara göre erkeğin daha fazla ilgisini çektiği saptandı. Phoromone bulunan parfüm kullanan kadınların %74′ü, erkeğin ilişkisinin üç kat veya daha fazla artmasını körüklerken, pheromone bulunmayan parfüm kullanan kadınların %23′ünde aynı oran belirlendi.

Erkeğe daha çekici geliyor
Pheromone bulunan parfüm kullanan kadınların, erkeğe cinsel açıdan daha çekici geldiği, pheromonenin kokusunun değil güçlü kimyasal etkisinin erkekte seks arzusu yarattığı düşünülüyor.

Pheromone bulunan parfüm kullanan kadınların, erkek arkadaşları veya eşleriyle öpüşme, romantik yaklaşma ve okşanma oranının haftada birden 6′ya, sevişme sayısının da birden 4′e çıktığı belirlendi. Pheromone içersin ya da içermesin parfüm, binlerce yıldır insanların aşk iksiri olarak kullanılmıştır ve insanlık var oldukça afrodizyak özelliğiyle baş tacı olacaktır.

Özensiz İlişkilerde Cinsel Soğukluk Kaçınılmaz

Özensiz İlişkilerde Cinsel Soğukluk Kaçınılmaz

Evli çiftler arasında baş gösteren cinsel isteksizliğin en önemli nedenlerinden biri, ilişkiye gerekli özenin gösterilmemesi. Evliliklerde cinsel çekimin azalması sevginin de yavaş yavaş bittiğinin habercisiymiş gibi gelir çiftlere. Oysa gerçek sebep fiziksel ve duygusal bir takım rahatsızlıklar olabilir. Bu nedenle öncelikle problemin ne olduğunu araştırmak ve buna göre hareket etmek gerekiyor.

Evliliklerde çiftleri birbirinden uzaklaştıran en büyük etken ilişkiye gerekli titizliğin gösterilmemesi ve cinsel yaşama yeniliklerin kazandırılmaması. Evli çiftlerin zaman içinde ara ara ilişkilerini gözden geçirerek yeni bir boyut getirmeleri gerekir.

Kadınlarda cinsel soğukluğun nedenleri
Yapılan araştırma sonuçlarına göre seks, stres, yorgunluk ve baş ağrısıyla savaşıyor. Aynı zamanda bünyeyi de rahatlatıyor. Cinsel soğukluk, partnere yetişme çağında ailenin cinsellik konusunda gösterdiği tutuculuğa bağlı olabiliyor. Diğer bir neden de, gençlik çağındaki ilk deneyimde meydana gelmiş bir zorlama ya da partnerin doğru kelimeleri ve dokunuşları bulamamasından doğan ters etkilenmenin yıllar sonra bilinçaltından çıkması. Bu sorun, kadının yaşadıkları incelenerek çözümlenmeli. İsteksizlik ve orgazm olamama geçmişle yüzleşmenin getirdiği bir sorun da olabiliyor.

Ağrı, ilişkiden soğutabiliyor
Toplumsal baskı ve tabular, kadın cinselliği söz konusu olduğunda, kadından çok daha fazla söz sahibi olduğundan kadın kendini ilişki sırasında baskı altında hissedip ilişki sırasında kendini kasabilir. Evliliğin ilk gecesinde kadının kendini kasması ilişkiden haz almasından çok acı duymasına neden olmuş olabilir. Bu nedenle de cinselliğe bakışı farklı olacaktır.

Libido yani cinsel isteğin kaybolması
Libido kaybı, cinsel isteğin kaybolması anlamına gelir. Evliliklerinin ilk yıllarında mükemmel bir cinsel hayata sahip olan çiftlerin, bir zaman sonra birbirlerinden soğumalarının nedeni büyük ihtimalle libido kaybına bağlıdır.

Libido kaybına çiftlerin psikolojik yapılarındaki değişiklik neden olabilir. Genel olarak evli çiftlerde libido kaybının nedenlerini şöyle sıralayabiliriz:
- İstenmeyen gebelik korkusu
- İlişkiye girmeyi önleyen korkular
- Kişinin psikolojik durumundaki değişiklikler
- Sosyal ve ekonomik nedenlere bağlı stresler
- Travmaya neden olan tıbbi müdahale
- Vajinanın penisi içine alması sırasında ağrı olması

Eğer kadında bir takım jinekolojik rahatsızlıklar baş gösterdiyse bunlar da cinsel soğukluğa yol açabilirler. Eğer kadın doğum gibi büyük bir değişiklik yaşadıysa vücudunun yeniden eski ritmini yakalaması üç aylık bir süre isteyecektir. Bu arada kadının annelik, eşlik, evinin kadını gibi konularda aklının karışması da cinselliğe zaman ayırmasını engelleyici etkenlerden olabilir.

Erkeklerde cinsel soğukluk
Toplumumuz kadına yatakta ne kadar baskı yapıyorsa erkeği de o kadar serbest bırakıyor. Performansından şüphe edilmeyen erkek de kendisine gösterilen bu güveni baskı olarak algılayabiliyor oysa. Erkeklerde de bazı fizyolojik sorunlar sıkça görülebiliyor. Cinsel fonksiyon bozuklukları ile uğraşan uzmanlar öncelikle ilk iş olarak olayın fiziksel mi, yoksa psikolojik mi olduğunu araştırıyorlar.

Fiziksel rahatsızlıklardan ileri gelen cinsel isteksizliğin bir takım konsültasyonlarla ortadan kaldırılması mümkün. Bu fiziksel rahatsızlıklar çoğunlukla kalp - damar hastalıkları, bazı hormon veya enfeksiyon hastalıkları ile libido üzerinde olumsuz etki yapan ilaçların neden olduğu hastalıklar oluyor. Psikolojik nedenlerden bazıları ise stres, sürmenaj, kendine güven eksikliği, çift arasında yaşanan sorunlar olabiliyor. Bu gibi durumlarda çiftlerin aralarındaki problemleri çözmek üzere bir evlilik uzmanının yardımını almaları gerekebilir.