| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

saç bakımı,saç bakımları,saç

Yazılar arşiv 05.2009 Other entries in 2009-05 resimler, videolar

Meme kanserine karşı egzersiz

Meme kanserine karşı egzersizADANA Özel Acıbadem Hastanesi Meme Kliniği’nden Genel Cerrahi Uzmanı Prof.Dr. Orhan Demircan, meme kanserinin nedenlerinin hormonal yapıdaki değişiklikler ve buna eklenen çevresel faktörler olduğunu söyledi.

En önemli çevresel faktörü radyasyon dozlarının oluşturduğunu kaydeden Prof.Dr. Demircan, “Meme kanserinin en büyük risk faktörü kadın olmaktır. Radyasyonun da buna etkisi büyüktür. Radyasyonu yolda yürürken bile alırsınız. Türkiye’de böyle bir ölçüm anlayışı yok. Gelişmiş ülkeler bunu sürekli ölçüyorlar, tehlikeli boyutta önlemini alıyorlar. Onların yerel yönetimleri bunları çözüyor. Bir de egzersiz yapmak çok önemli. Çünkü düzenli egzersiz yapanlarda meme kanseri daha az görülür” dedi.

22 bin metrekare alanda kurulu bulunan, 120 yataklı Acıbadem Adana Hastanesi’nde Meme Sağlığı Merkezi hizmete açıldı. Merkezde görev yapan Prof. Dr. Orhan Demircan, Türkiye’de her 12 kadından birinin meme kanseri riski taşıdığını, ülkede her yıl 30 bin yeni meme kanseri tanısı konulduğunu söyledi. Hizmete açılan merkezlerinin modern teknolojiyle donatıldığını, böylelikle erken teşhis açısından da gelişme sağlandığını kaydeden Prof. Dr. Demircan, “Bu cihaz sayesinde görüntülemede netlik yüzde 33 oranında artıyor. Erken tanı, meme kanseri sıklığının artmasına karşın ölümlerin azalmasının en önemli nedeni. Öncelikle kadınları meme sağlığı konusunda eğitmek, bilgilendirmek, doğru ve erken tanıyı sağlayarak meme kanserinden ölümlerini azaltmak hedeflenmeli” dedi.

Meme kanserinin nedenlerinin hormonal yapıdaki değişiklikler ve buna eklenen çevresel faktörler olduğunu bildiren Prof. Dr. Demircan, en önemli çevresel faktörün radyasyon olduğunu vurgulayarak, “Meme kanserinde en büyük risk faktörü kadın olmaktır. Radyasyonun da buna etkisi büyüktür. Radyasyonu yolda yürürken bile alırsınız. Çünkü, Türkiye’de radyasyonla ilgili ölçüm anlayışı, takip yok. Gelişmiş ülkeler radyasyonu sürekli ölçüp, çevresel etkiler açısından kontrol ediyorlar, tehlikeli boyutta önlemini alıyorlar. Onların yerel yönetimleri bunları çözüyor. Bir de egzersiz yapmak çok önemli. Çünkü düzenli egzersiz yapanlarda meme kanseri daha az görülür” diye konuştu.

Hantavirüsü yıllardır tanıyoruz

Zonguldak Karaelmas Üniversitesi (ZKÜ) Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanı ve Biyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mustafa Sözen, hasta farelerin dışkısı, idrarı veya salyasıyla doğrudan temas yoluyla insanlara da geçen ölümcül hantavirüse, Türkiye'de geçmiş yıllarda da rastlandığı bildirildi.

Prof. Dr. Sözen, 1997'de İzmir bölgesinde böbrek yetmezliğinden şikayet eden hastalara yönelik bazı analizlerde, hantavirüs belirlendiğini söyledi.

Diğer bir çalışmanın da 2005'te gerçekleştirildiğini, buna Finlandiyalı bir grubun da katıldığını belirten Prof. Dr. Sözen, şöyle konuştu:

“O zamanki çalışmada, Giresun, Rize ve İzmir'deki bazı fare türlerinde bu virüs belirlenmiş durumda. Türkiye'de geçmiş yıllarda da tespit edilen Hantavirüs'ün varlığını yıllardır biliyoruz. Ülkemizdeki bazı kemirici türleri bu virüsü taşımakta. Bunların bir kısmı da geniş yayılışa sahiptir. Örneğin lağım faresi, Türkiye'deki bütün kanalizasyonlarda bulunan türdür. Tarla fare grubu ise genelde ormanlık alanların içindeki çayırlarda ve ekili arazilerde bulunur. Bunlar pek evlere girmez. Diğeri ise orman faresidir. Bunlar da ahşap olmadığı takdirde eve girmeyen türdendir.”

FARE TÜRLERİ TOPLANACAK

Prof. Dr. Sözen, Zonguldak ve çevresinde bugüne kadar belirlenmiş 16 fare türü bulunduğunu, yapılan literatür çalışmalarına göre bunlarda 3-4'ünün virüsü taşıma riski olduğunu bildirerek, şunları kaydetti:

“Başka ülkelerde yapılan çalışmalarda, bu fare türlerinin hastalığı taşıdığı belirlenmişti. Yapacağımız çalışmada hastalığın görüldüğü bölgelerden başlamak üzere fare örnekleri toplayacağız. Bölgedeki 16 fare türünden örnekler toplayarak hayvanların virüs taşıyıp taşımadığı ve yayılış alanlarını araştıracağız. Hangi fare türünün bu virüsü taşıdığını belirledikten sonra bunun insanlara nasıl geçmiş olabileceği ve farelerden insanların nasıl korunabileceği daha kolay belirlenecektir. Öncelikle hastalığın görüldüğü yerlerden başlayacağız. Ardından da çalışmamızı genişleteceğiz.”

RİSKLİ BÖLGELER BELİRLENECEK

Söz konusu çalışmanın Mayıs ayı içinde başlamasının planlandığını, gerekli malzemelerinin de temini içinde olduklarını ifade eden Prof. Dr. Sözen, şöyle dedi:

“Analiz için gerekli laboratuvar şartları sağlandıktan sonra biz örneklerimizi toplamaya hemen başlayacağız. Çalışmanın ne kadar süreceği planlanmış değil. Çünkü çalışmaya başlarken hangi türden kaç örnek yakalayabileceğimizi bilemiyoruz. 'Analiz için yeterli sayıya ulaşıldı' diyene kadar toplamaya devam edeceğiz. Amacımız bütün türlerden örnekler yakalamak. Hastalığı taşıyan türlerin Zonguldak ve Bartın çevresindeki yayılış haritalarını ortaya çıkaracağız. Risk açısından yüksek bölgeleri de belirleyeceğiz.”

FAREYLE BESLENEN HAYVANLAR

Farelerle mücadelenin teorik olarak mümkün olmadığını, hayvanların çok yüksek çoğalma potansiyeli bulunduğunu söyleyen Prof. Dr. Sözen, şöyle devam etti:

“Özellikle kimyasal yöntemler gibi tabiata zarar veren ve hedefiniz olmadığı halde diğer hayvanların da ölmesine yol açan uygulamalarla başarı sağlanamaz. Bu nedenle o bölgedeki doğal ortamın sağlıklı şekilde dengede kalmasını sağlamak önemlidir. Hastalığın, fareyle beslenen canlılardan insana bulaşma olasılığı yoktur. Fareler dışında da bu virüse neden olan canlı bulunmamaktadır. Farelerle en çok beslenen kediler, evlerinin çevresinde dolaşan sansarlar, gelincikler, yılanlar ve yırtıcı kuşlardan insanlara virüsün bulaşması kaydedilmiş durumda değildir.”

MADENLERDEKİ TEDİRGİNLİK

Prof. Dr. Sözen, madencilerle yaptıkları söyleşilerde yerin altında yemek yedikleri alanlarda farelerin yiyecek artıklarını tükettiğini belirttiklerini ifade ederek, şunları söyledi:

“Madencilerin yaşam alanında farelerin de bulunması, teorik olarak risk görülebilir. Ancak 'madende çalışan herkes risk altındadır' demek doğru değildir. Kendi yaşama ortamımızda da farelerle en az madenciler kadar karşı karşıya geliyoruz. Çöp konteynerini fareler sıklıkla ziyaret ediyor. Evimizin çevresinde, kanalizasyonun içinde ve yakın çevremizdeki ağaçların arasında çok sayıda fare yaşıyor. Dikkat edilmesi ve önem verilmesi gereken yüksek risk yoktur.”

HİJYEN VİRÜSTEN KORUYOR

Hantavirüsten koruma yöntemlerin en başında basit hijyen kuralları geldiğini, ellerin sıklıkla yıkanması gerektiğini bildiren Prof. Dr. Sözen, şöyle konuştu:

“Özellikle tarlaya ve ormana gitmişsek, toprakla ve ağaçla ilgilenmişsek bu ortamlardan elimize fare dışkısı ve idrarı bulaşabileceğini düşünmeliyiz. Böyle durumlarda elimizi ağzımıza götürmemekte yarar var. Ormanlar sadece bizim gezinti ve rekreasyon alanlarımız değil, aynı zamanda birçok farenin de yaşama alınıdır. Dokunduğumuz otlarda fare dışkısını bırakmış ya da topladığımız mantarı ısırmış olabilir. Bunlarla temas bizim için risktir. Alınacak tedbir, çiğ yiyecekleri çok iyi yıkayarak tüketmektir. Farelerin dışkılarının bulunduğu yerleri, virüsün solunumla bulaşmaması için ıslak bezlerle temizlemeliyiz. Alacağımız en basit önlemlerden birisi de fareler için evimizi yiyecek deposu haline getirmemektir.”

Ani ölümler engellenebilir

ABD'de yapılan bir araştırma, kişinin ani ve beklenmedik bir şekilde ölümüne yol açan, aorta bağlı abdominal anevrizmaları önlemede, vücuttaki bir proteinin kilit öneme sahip olabileceğini ortaya koydu.

New York'taki Rochester Tıp Merkezi Üniversitesi'nden bilim adamları, vücuttan "cyclophilin A" proteinini üreten genin çıkarılmasının, farelerde, genetik açıdan anevrizma geliştirmeye eğilimli olmayı engellediğini söyledi.

Sonuçları Nature dergisinde yayımlanan araştırmada, ABD'de yılda 15 bin kişinin ölümüne yol açan anevrizmaları önlemede yeni bir yöntem olarak insanlarda aynı proteini bloke edebilecek ilaçların geliştirilmesinin umulduğu belirtildi.

Araştırmanın lideri doktor Bradford Berk, "cyclophilin A"nın rolünün anlaşılması için, yüksek kolesterol ve tansiyona meyilli fareler üzerinde deneyler yapıldığını kaydetti.

Farelerden bir bölümünün "cyclophilin A" proteininden yoksun bırakıldığı ve hepsinin, tansiyonu yükselttiği ve anevrizmaların gelişmesini çabuklaştırdığı bilinen "angiotensin II" hormonuna maruz bırakıldığı bildirildi.

Araştırmada, normal seviyede "cyclophilin A" proteinine sahip farelerin yüzde 78'inin, aorta bağlı anevrizma geliştirdiği, öte yandan proteinden yoksun olan farelerin hiçbirinde anevrizma gelişmediği gözlendi.

Uzun yaşamın sırrını verecek

Uzun yaşamın sırrını verecekNüfusuna oranlandığında 90 yaş üzeri yaşlısıyla Avrupa standartlarının üzerinde bulunan ve Akdeniz Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Gerontoloji (Yaşlılık Bilimi) Bölümü tarafından merkez kurularak uzun yaşamın sırrı araştırılan Aydın'ın Nazilli ilçesi, yeniden yapılanıyor.

Nüfusunun her 100 kişisinden 23'ü 60 yaş ve üzerinde olan, 90 yaş üzerinde 161 sağlıklı yaşlısıyla Akdeniz Üniversitesi Gerontoloji (Yaşlılık Bilimi) Bölümü'nün “Türkiye'nin Yaşlılık Şampiyonu” ilan ettiği Nazilli'de, yaşlılığın sırrına ilişkin çalışmaların bir yıl içinde ilan edilmesi bekleniyor.

Nazilli Kaymakamı Caner Yıldız, çalışmanın sonuçlarının alınmasından sonra bilimsel dergilerde yayınlanacağını, ardından uluslararası makalelerin çıkacağını belirterek, “Sanıyorum çok yakın zamanda dünyadan çok sayıda insanın buraya yerleşmek için talepleri olacak. Çünkü uzun ömür ve gençlik dediğimizde her şey duruyor, insanlar buna önem veriyor” dedi.

Nazilli'deki nüfusun yaşlanma oranının Türkiye'deki ortalamanın çok üzerinde bulunduğunu, ülkenin 20-25 yıl sonraki hedeflerinin yakalandığını bildiren Yıldız, ilçenin bir uzun ömür merkezi olduğunu söyledi.

Yıldız, buradaki yaşlı vatandaşların, aktif ve iş görebilme özellikleriyle de farklılık gösterdiklerini kaydetti.

TERMOKENT KURULACAK

Bilimsel çalışmaların yayınlanmasıyla ilçenin dünyanın ilgisini çekeceğini ve buraya yerleşme konusunda talep yaşanacağını savunan Yıldız, Nazilli'nin hedefi bulunan bir ilçe olduğunu belirtti.

Nazilli Kaymakamı Yıldız, ilçenin, Cumhuriyetin 100. yıl dönümünde İzmir'den sonra bölgedeki ikinci büyük kent haline geleceğini, yakın zamanda buradaki fakülte ve yüksek okulların, Adnan Menderes Üniversitesinden ayrılacağını, Sümer Üniversitesi adıyla üniversite kurulmasının planlandığını, bunun için yasa teklifinin hazırlandığını söyledi. Yıldız, yaşlı nüfusun dengelenmesi ve genç nüfusla aşılanması anlamında üniversitenin çok önemli olduğunu vurguladı.

Türkiye'nin jeotermal kaynaklarının yüzde 40'ının bu bölgede bulunduğunu, MTA ile süratle ortak kuyular açtıklarını bildiren Yıldız, burada bir termokent kurulacağını açıkladı. Yıldız, jeotermale bağlı sağlık tesislerinin, otellerinin olacağını, Sağlık Bakanlığının fizik tedavi hastanesi kuracağını, 500 yataklı devlet hastanesi yapıldığını bildirdi.

Yıldız, büyük sera tesislerinin ve organize sera bölgesinin kurulmasına ilişkin olarak da 500 dönümün üzerinde alanda çalışmaların sürdüğünü ifade etti.

İLÇENİN YENİDEN DİZAYNI

Nazilli'nin nüfusuna 5-6 yıl içinde bir o kadar daha nüfus ekleneceğini belirten Kaymakam Yıldız, buna göre ilçenin meydanlarının düzenlenmesi, hafif raylı sistem kurulması hedeflerinin bulunduğunu, şehrin yeniden dizayn edileceğini kaydetti.

Bu arada okulların da ilçe merkezinden alınarak, kampüste toplanacağını bildiren Caner Yıldız, bunun için yeni arsa belirlediklerini, Milli Eğitim Bakanlığına teklifte bulunduklarını söyledi.

Türkiye'nin ilçe bazında tek konservatuvarının da Nazilli'de olduğunu ifade eden Yıldız, ADÜ'ye bağlı konservatuvarda çalışmaların lisans düzeyinde sürdüğünü, ilkokul çocuklarına ayrıca ders verildiğini, bir de konservatuvar lisesi açılması için ADÜ'nün teklifi doğrultusunda girişimlerin yapıldığını ifade etti.

Şüphecilik neden artıyor

Şüphecilik neden artıyorGiderek artış gösteren aşırı şüphecilik ilişki sorunlarına neden olup kişiyi yalnızlaştırıyor. Obsesyon, paranoya ve depresyon gibi hastalıkların eşlik ettiği şüphecilikte kıskançlık türü şüphecilik öne çıkıyor.

Kişiyi nefes alamaz hale getiren ve sosyal yaşamı dağıtan şüphecilik ilişkileri de dinamitleyen bir özelliğe sahip. Özgüven azlığı yaşayan kişilerde görüldüğü gibi kendini aşırı beğenen ve eleştiriye kapalı kişilerde de sık rastlanıyor. Patron olması halinde çalışanlarına cehennem hayatı yaşatan şüpheci kişilikler sürekli zarar göreceği düşüncesi ile yaşarlar. Bu kişiler hayata nasıl bakarlar, nasıl davranırlar, şüpheciliğin türleri nelerdir gibi soruları Memory Center Nöropsikiyatri Merkezi’nden Konsültasyon Liyezon Psikiyatrisi Uzmanı Prof. Dr. Kemal Arıkan cevapladı.  

Şüphecilik nedir, tarifler misiniz?
Olayların geri planında birtakım görünenin dışında başka şeylerin olduğuna dair inançtır.

- Şüpheciliği hafif ve ağır şüphecilik olarak tasnif edebilir miyiz?
Evet. Normalde insan doğası gereği şüphecidir. Şüpheci olmasa bilimsel doğrular kendini yenileyemez dolayısıyla da bilimsel olmaktan çıkarlardı. O düzey ve amaçtaki bir şüphecilik gerekli ve yararlıdır. Ama, amaçsız her şeyin altında bir bit yeniği aramak zararlı olsa gerekir.  Ağır şüpheciliğe paranoya adı verilir.

-Ne zaman literatüre girdi bu kavram?
İlk defa Kahlbaum tarafından bu kelime kullanılmıştır. Ama bunu bir hastalık olarak dile getiren kişi ünlü Alman psikiyatrisit Kreapelindir (1912).

- Şüphecilik alanları farklı mıdır?
Psikiyatride genelde dört tür şüphecilik tanımlanır. Kıskançlıkta kişi aldatıldığına dair yoğun bir şüphe içindedir. Büyüklenmeci türde kişi büyük iddiaları, örneğin buluşları olduğu inancını taşır ve başkalarının kendisine engel teşkil ettiğine dair bir kuşku taşır. Bedensel şüphecilikte kişi örneğin bedenin bir takım parazitlerin olduğu inancındadır. Bir erotomaik şüphecilik vardır ki orada kişi bir takım ünlü şahsiyetlerin kendilerine aşık olduğu inancındadırlar.

- Mesela takip ediliyor, kendisine zarar verilecek, aldatılıyor şüphesi ile hastalık bulaşması, başka hastalıkların olduğu ve gizlice seviliyor gibi şüpheler aynı katagoride değerlendirilebilir mi?
Yukarda ifade ettiğim gibi farklı alt gruplardır ama kategori olarak hepsi de paranoid bozukluk kapsamında ele alınır.

-Şüphenin marazi olması için süre ve mantık dışı mı olması gerekiyor?
Evet. Ayrıca kişinin işlevselliğini de etkiliyor olması gerekiyor.

- Aşırı şüphecilikte özgüven eksikliğinin etkisi var mıdır?
Yakından ilişkisi vardır. Bir araştırmada öz güven eksikliği ile paranoid bozukluk arasında ilişki saptanmış, aynı araştırmada öz güven sorunu olmadığı halde ortaya çıkan paranoid durumların bir takım beyni etkileyen organik hastalıklardan kaynaklandığı belirlenmiştir.

- Bu hastalık şizofreniye kadar gitme seyri gösterir mi?
Paranoid bozukluktan şizofreniye geçiş pek mutat değildir.

- Şüphe kıskacında olanların aile birliğini bozacak ne gibi davranışları olmaktadır?
Eşinin sürekli olarak kendisini aldattığı yönünde itham etmeleri ve aşırı kontrolcü tutumları ile aile birlikteliğinde olmazsa olmaz bir değer olan karşılıklı güven zemini büyük hasara uğramaktadır.

- Şüphe düzeyi yüksek olanlar iyi patronluk ve yöneticilik yapabilirler mi?
Eğer şüpheleri işle ilgili değilse evet yapabilirler.

- Aşırı şüpheci birisinin karar mevkisinde, ülke idaresinde olmasının ne gibi faturaları olur?
Aşırı şüpheci bir lider etrafındakilere hareket alanı tanımaz. Bol sorumluluk yükler ama ona uygun ölçüde yetki vermez. Ayrıca çevresindekileri yeterince teşvik etmeyen bir idareci üstüne üstlük olur olmaz suçlamalara da yönelirse iş verimliği ve memnuniyeti ister istemez düşer.

- Şüpheciliğin dul olanlarla, kadınlarda daha yüksek olmasını neye bağlıyorsunuz?
Gerçekten bu yönde bulgular vardır. Bildiğim kadarıyla sosyal destek sistemlerinin adı geçen koşullarda yetersiz olması ile konu açıklanmaya çalışılmaktadır.

- Düşük eğitimli ve sosyoekonomik düzeyi düşük kişilerde daha fazla olduğu bilgisini doğrular mısınız?
Doğrudur. Yine sosyal destek sistemlerinin ve olması gereken ekonomik güvencenin yetersizliği burada da rol oynamaktadır diye düşünülmektedir.

- Grandioz denilen kendini çok beğenen empatisiz kişilerde de oluyor mu?
Grandiyöz ve empatisiz kişiler düşman bir dünyada yaşadıklarına ve kendilerinin sahip oldukları yeteneklerin hep kıskanıldığına inanmaktadırlar. Bu da ister istemez paraoid düşüncelere kimi zaman da paranoid bozukluk düzeyinde marazi hallere sebep olabilmektedir.

- Hocam somatik şüphe yaşayanların davranışları nasıldır, neler yaparlar, hayatları nasıl geçer?
Sürekli olarak bedenleriyle ilgili hastalık şüpheleri taşırlar. Acı verici bir durumdur. Eğer hekimler o ihtimali hesaba katmazlarsa ciddi sağlık sorunlarına yol açabilecek bir takım tıbbi girişimlere maruz kalabilirler.

- Kötülük görme, takip edilme, herkesi düşman görme şüphelerinin modern yaşamda artışının sebepleri neler olabilir?
İnsan ilişklerinin yetersiz olması, sanal ilişkilerin ağırlık kazanmaya başlaması, hukuk ve ekonomik sistemin karşılıklı güveni değil de güvensizliği esas alması gibi faktörler ilk akla gelen noktalardır. Diğer yandan ekonomik açıdan gelir dengesindeki büyük uçurumun da insanların bir birine sevmek yerine kıskanmalarını ön plana getiriyor olabilir kanısındayım.

- Aşırı şüphecilik yaşanlarda algılama kusuru var mı?
Tabi ki. Diğerlerinin yaptığı en basit eleştiriyi bile kendilerine karşı yapılmış bir hakaret olarak algılayabilirler. Ancak, eğer fizyolojik anlamıyla algılama kusurundan söz ediyorsanız, paranoid bozuklukta illüzyon ve halüsinasyonlara rastlanmaz.

- Beyinlerinde normal kişilere göre ne gibi farklılıklar vardır?
Paranid bozukluk aslında nadir rastlanan bir durumdur. On binde 2-3 gibi. Popülasyon az olunca üzerinde yapılan araştırmalar da görece kısıtlı olmaktadır. Bu güne dek yapılan araştırmalarda o grupta her hangi bir spesifik merkez sinir sistemi patolojisi saptanmamıştır.

- Ruhsal hastalıklar sınıflandırmasında aşırı ve mantıksız şüphecilik nasıl sınıflandırılıyor? Hangi gruba giriyor?
Paranid bozukluk grubuna giriyor.

- Şüphecilik nedeniyle sanrı yaşayanların hayatı nasıl etkileniyor?
Sürekli olarak şüphelerini teyit etme çabası içinde oluyorlar. O nedenle defalarca idari ve hukuki yollara başvuruyorlar. Bu durum onların damgalanmasında sebep oluyor. En önemli sorun da bu oluyor.

- Şüpheciliği aşırı yaşayanları ikna çalışması yararlı mı beyhude mi?
Beyhudedir.

- Paranoid bozukluk yaşayanlar tehlikeli olabilirler mi?
Sıradan insanlardan daha fazla tehlikeli değildirler. 

- Sürekli haklarının yenildiğini düşünerek dilekçeler yazan, adli makamları meşgul eden kişiler bunlardan mı çıkıyor?
Genellikle evet.

- Eşlik eden psikolojik sorunlar var mı?
Obsesyon, paranoya ve depresyon akraba fenomenler oldukları için paranid bozukluğu olanlarda adını verdiğim durumlara rastlanabiliyor.

- Kronik seyirli midir?
Maalesef evet.

- Erken dönem teşhisin tedaviye etkisi oluyor mu?
Ne yazık ki hayır.

- Bu kişilerin tedaviden kaçması ya da tedaviyi retti görülüyor mu?
İç görüleri olmadığı için hastalıklarını kabul etmiyorlar ve tedaviye pek yanaşmıyorlar.

- Tedavisi nasıldır?
Antipsikotikler ve psikoterapi yardımıyla paranoid düşünceler bir ölçüye kadar demarke edilebiliyor. Yani paranoya geçmiyor ama dile getirilmiyor.

 -Psikoterapiye uygun mudurlar?
İç görü kazanmaları için psikoterapötik destek almalarında yarar vardır. Orada verilmesi gereken temel mesaj “düşüncelerinize katılmakta güçlük çekiyorum. Ama o düşüncelerden dolayı size olan saygımda her hangi bir azalma söz konusu değildir” olmalıdır.