| | Üretsiz Blog oluştur

saç bakımı,saç bakımları,saç

BİBERONU HAZIR HİPP’ER SÜT

Türkiye’nin tek organik biberon formülü markası HİPP’den annelerin hayatını kolaylaştıracak bir ürün… Pratik kullanımıyla Hipp 3 Organik Sıvı Büyüme Sütü, tüm market ve eczanelerde…

Dünyanın en büyük organik üreticilerinden Alman mama markası HİPP’in ürünü HİPP 3 Organik Sıvı Büyüme Sütü, annelerin bir numaralı yardımcısı. Çocuk Markaları Derneği’nden “ En İyi Bebek Besin Markası” ödülünü alan HİPP’in bu ürünü pratik kullanımı ile dikkat çekiyor. Bu ürün ile ekstra biberon kullanımına gerek kalmıyor. Anneler, şişenin üzerindeki özel koruma bandını ve kapağın ortasındaki parçacığı çıkarıp emziği takmak gibi kısa bir işlemle sütlerini hazır hale getirebiliyor. Bu sayede hem hijyenik hem de pratik üstelik tamamen organik şekilde bebeklerini besleyebiliyorlar. Beslenme sonrasında biberon temizleme derdi ortadan kalkıyor. Böylece HİPP Mama, her saniyesi mücevher değerinde olan annelere, dakikalar hediye etmiş oluyor.

HİPP Organik Bebek Sütü, inek sütünden 20 kat daha fazla demir içeriyor, bebeklerin sağlıklı gelişimi için gerekli olan vitamin ve omega-3 yağ asitlerini içeriyor. Tüm diğer HiPP ürünlerinde olduğu gibi maksimum özen ve dikkatle işlenen ürünler, tam 260 kalite kontrol testinden geçtikten sonra satışa sunuluyor. Market ve eczanelerde bulabileceğiniz HiPP 3 Organik sıvı büyüme sütü 4’lü paketler halinde satılıyor.

Neden Organik?

Bebeklerin organları, bağışıklık ve sindirim sistemleri henüz yeterli olgunluğa erişmemiştir. Bu nedenle bebekler dışarıdan gelebilecek tehlikeler karşısında savunmasız durumdadır. Hızlı büyüme ve gelişme evresinde olmaları nedeni ile gıda alımları fazladır, dolayısıyla bebekler gıda kaynaklı tehlikelere açıktır. Bebekleri tehlikelerden korumanın tek yolu ise onlara verilen gıdaların en az kendileri kadar saf ve doğal olmasıdır.

Hipp Organik Bebek Mamaları da, 50 yılı aşkın süredir en sıkı tarım ve hayvancılık kurallarına göre üretiliyor ve hiçbir kimyasal ilaç, hormon veya antibiyotik kalıntısı içermiyor. Organik HİPP ürünleri, organik kalitedeki en iyi hammaddelerden formüle ediliyor ve en son teknolojiler kullanılarak içeriğindeki besin öğeleri en kaliteli haliyle bebeklere ulaşıyor.

Fiyat Bilgisi:

Hipp 3 Organik Sıvı Büyüme Sütü 4’lü paket:

www.hipp.com.tr

Hızlı Güzelleşme Yolları Nelerdir Makyaj- Bakım- Güzelleşmek için tüyolar.

Hızlı Güzelleşme Yolları Nelerdir? Makyaj- Bakım- Güzelleşmek için tüyolar..

Hızlı güzellik tüyoları Asla makyajı bozulmayan, saçı dağılmayan, cildi parlamayan, koşullar ne olursa olsun her zaman bakımlı ve derii toplu görünen "bayan mükemmel"lerden biri olmak ister misiniz? O zaman bu habere dikkat; özellikle yoğun çalışan kadınların, gün boyunca süren koşuşturma sırasında bile harika görünebilmesi için etkili taktikler veriyoruz... Tüyolarımıza göz atınca aslında işinizin o kadar da zor olmadığını sevinerek göreceksiniz. Kozmetik dünyasının son zamanlarda çıkardığı pratik ürünler de "hızlı güzellik" için en büyük yardımcınız olacak. Sabahları daha hızlı olmak için... * Sabahları mümkün olduğunca hızlı olmanın en güzel yolu, yapılması mümkün olan her şeyi akşamdan yapmak. Böylece sabahları, o acelede, boş yere vakit kaybetmez ve rahatça hazırlanabilirsiniz. Bu, ayrıca, güne güzel bir biçimde başlamanın en iyi yolu... * Saçlarınızı akşam yıkayın. Böylece

hem sabah, duşta sadece vücudunuzu yıkayarak zaman kazanabilir, hem de akşam, daha çok vaktiniz olduğu için bakım yapabilir ve ipek gibi saçlara sahip olabilirsiniz. * Akşamdan tüm kıyafetlerinizi kontrol edin ve mümkünse deneyin. Böylece sabahları bozuk bir fermuar ya da kopuk düğmelerle uğraşmak zorunda kalmazsınız. * Kıyafetinize uygun olan çanta ve ayakkabıları seçmeyi ve bir önceki gün kullandığınız çantanın içinde yer alanları diğerine aktarmayı da unutmayın. * Sabah kullanacağınız duş jeli ve vücut losyonu, eğer yarıdan daha az dolu ise onları akşamdan baş aşağı çevirin; böylece bir damla krem çıkarmak için dakikalarca uğraşmazsınız! Zaman kaybettiren hatalar Çalar saatin sesini duymadınız, arkadaşınız sandığınızdan erken geldi, ya da benzer bir nedenle çok geç kaldınız ve hiç vaktiniz yok! O zaman dikkat; aşağıdaki zaman kaybettiren hataları sakın yapmayın! * Oje sürmek: Hızlı kuruyanların bile tam anlamıyla kuruması vakit alıyor ve bu arada hiçbir iş yapılamadığı için zaman kaybediliyor. O nedenle oje sürme işini bol vaktinizin olduğu bir zamana bırakmak ya da çok gerekliyse sadece bir cila sürmek daha akıllıca. * Uygulaması kolay olmayan makyaj malzemelerini denemek ve bozulunca tüm makyajı yeni baştan yapmak, zorunda kalmak: Yenilikleri ve eyeliner sürmek gibi zor işleri akşam makyajına bırakmak en doğrusu! * Naylon çorabı aceleyle giymek: Aceleyle giyilen naylon çorap, büyük ihtimalle kaçacaktır. Eğer yeni bir çorabınız yoksa ve etek giymek üzereyseniz, mecburen pantolon giymek zorunda kalacak ve uygun olanı ararken vakit kaybedeceksiniz. * Telefona yanıt vermek ve sohbete dalmak: En iyisi, vaktiniz darken çalan hiçbir telefonu açmamak!

Cildinizi Pürüzlendiren 4 Şey

Cildinizi Pürüzlendiren 4 ŞeyCildinizi Pürüzlendiren 4 Şey
Bakımlıyız.Com - Cildinizi Pürüzlendiren 4 Şey
Aslında sivilceler pürüzler ve cildimizin kuru ve kabuk kabuk görünmesi; direk yediğimizle içtiğimizle alakalı olmamakla beraber tüm vücudumuzda olduğu gibi cilt dokumuz üzerinde de etken oluşturuyor… İşte cildimizin düşmanı 4 şey.

TUZLU YEMİŞLER
Dr. Murad’ın bu konuyla ilgili söylediklerine kulak verin: Aşırı sodyum hücrelerdeki nemi emer ve hücre duvarının dış yüzeyinde birikir.
Sonuç ise şiş göz kapakları ve gözaltı torbaları dır. Unutmayın yediğiniz tüm o cipsler gözaltı torbalarınıza değmeyecek…





ALKOL
Elveda yaz kokteylleri! Alkol almak tıpkı sodyumun yaptığı gibi cildin nemini emer. “Alkol vazodilatördür yani kan damarlarını genişletir ve cildin yıpranmasına neden olur. Peki ya kırmızı şarabın kalp sağlığına faydası yok mu? Kesinlikle yok bu sadece bir söylenti.”
Aynı hazzı almak icin köpüklü üzüm suyunu deneyebilir alkol almayarak cildinizin pullanmasını da engelleyebilirsiniz.



KIZARMIŞ YİYECEKLER
Fast- food restoranlarında kullanılan yağlar aşırı ısıya maruz kaldığında 4-hidroksi-trans-2-nonenal ya da HNE adı verilen bir bileşik açığa çıkarır. Bu kötü bir haberdir; çünkü deri hücrelerinin ölümüne neden olur!
Ölüme mahkûm bu hücreler kuru pullanmış ve mat bir cilde sebep oluyor. Vücudunuza verdiği zararlardan bahsetmiyoruz bile…



RAFİNE KARBONHİDRATLAR
Şeker kola ve çoğu işlenmiş yiyecek bu kategoriye giriyor. Şeker ve beyaz undan ibaret olan bu yiyecekler yağ üretimini aktif hale geçiren androjen hormonun salınımını artırıyor. Bir araştırmaya göre düşük şeker diyeti yapanlarda işlenmiş yemekle beslenenlere oranla daha fazla sivilce çıkıyor.
Daha da kötüsü: “Basit karbonhidratlar glikasyon denilen kolajen ve elastini serbest radikallere karşı daha korunmasız yapan hücre sindirim sürecine de neden olabiliyor” diyor Murad.
Kaynak:e-kolay.net

Cilt Kuruluğu neden olur

Cilt Kuruluğu neden olurCilt Kuruluğunun sebeplerinden bir tanesi ihtiyoz dediğimiz genetik bir hastalık olabilir. Bu tür insanların doğuştan birkaç ay sonra özellikle bacaklarında pullanmalar başlar. Aileler çocuklarında aşırı cilt kuruluğundan şikayet ederler.
Bakımlıyız.Com - Cilt Kuruluğu neden olur? Ergenlik çağına kadar deride aşırı kuruluk pullanmalar görülebilir. Bu hastalığın nemlendiriciler dışında çok fazla bir tedavisi yoktur. Telaşlanmamak gerekir. Bir dermatolog kontrolünde uygun bir nemlendirici kullanarak kontrol altına alınabilir.
İkinci bir neden ise; yaşlanma ile beraber görülen cilt kuruluğudur. Yaşlanma ile birlikte cildin su oranı azalır cildin su tutma kapasitesi azalır ve ayrıca cildin yağ salgılaması azalır.
Üçüncü bir neden ise kişi eğer alerjik bir bünyeye sahipse cilt kuruluğu görülme ihtimali artar. Alerjiye yatkın kişilere atopik yapılı kişiler denir. Bu kişiler egzama saman nezlesi astım gibi hastalıklara karsı daha hassas bir bünyeye sahiptir. Bu tür kişilerin de ciltlerinde kuruluk olur. Çünkü ciltleri gerektiği kadar yağ üretemezler. Bu kişilerde de cilt kuruluğu problemi çok görülmektedir.
Başka bir neden ilaç kullanımlarıdır. Bazı ilaçlar özellikle kolesterol düşürücü haplar tansiyon ilaçları cilt kuruluğu yapabilir. Başka bir neden; ileri yaşlarda aniden çok aşırı cilt kuruluğu oluyorsa iç hastalıkların buna neden olmasıdır. Bazı kanser türleri cilt kuruluğu yapabilir.
Özellikle kozmetik ürünlerin ciltte fazla kullanılması cilt kuruluğunu çok artırabilir. Her banyoda lif ya da kese kullanılması fazla derecede sabun kullanımı da cilt kuruluğunu ortaya çıkaran en önemli etkenlerdir.
Banyodan sonra da nemlendirici kullanılmaması da cilt kuruluğunu iyice aşikar hale getirebilir.

Cilt kuruluğu nasıl anlaşılır

Cilt kuruluğu nasıl anlaşılırCilt Kuruluğu cildin nemini ve yağını gidermesi anlamına gelir. Cilt Kuruluğu genellikle hastalarda deride gerginlik hissi rahatsızlık hissi pullanmalar deride beyaz küçük unlu bir görünüm yaratır bazen de kızarıklık ve üzerinde kalın kabuklanma yaratır.
Bakımlıyız.Com - Cilt kuruluğu nasıl anlaşılır Hastalarda kaşınma ve gerginlik hissi olur nemlendirici sürme ihtiyacı hissederler. Bazen kabuklanma ile beraber egzama görüntüsü yaratabilir. Sedef hastalığı görüntüsü de yaratabilir. Bu nedenle hastalar böyle bir şikayetle karşılaştıklarında doktora başvurup cilt kuruluğunun boyutunu öğrenmelidirler.

Cildi sürekli kuruyanlar yazın neler yapmalı

Cildi sürekli kuruyanlar yazın neler yapmalıCildi sürekli kuruyanlar yazın bir miktar rahat etmekle birlikte yazın güneş te cildi kurutabilmektedir. O yüzden ayrıca güneşin uzun vadeli ciltte getirdiği hasarlar cilt kuruluğunu daha da artırabildiğinden güneşten koruyucu kremler kullanılmalıdır.
Bakımlıyız.Com - Cildi sürekli kuruyanlar yazın neler yapmalı Bütün vücut bölgeleri sabunla yıkanmamalı genital bölgeler ve koltuk altları gibi bölgelerde daha çok sabun ve lif kullanılmalı diğer bölgeler daha çok su ile yıkanmalıdır. Duştan sonra da mutlaka hafif bir nemlendirici kullanılmalıdır.
Yaz döneminde günde 2 litre su içmek cilt kuruluğu problemi ile baş edebilmenin en önemli yoludur. Çünkü cilt yaz döneminde daha çok su kaybetmektedir. Bu nedenle cildin kaybettiği suyu kişi fazla su tüketerek kazanmalıdır.

Meme kanserine karşı egzersiz

Meme kanserine karşı egzersizADANA Özel Acıbadem Hastanesi Meme Kliniği’nden Genel Cerrahi Uzmanı Prof.Dr. Orhan Demircan, meme kanserinin nedenlerinin hormonal yapıdaki değişiklikler ve buna eklenen çevresel faktörler olduğunu söyledi.

En önemli çevresel faktörü radyasyon dozlarının oluşturduğunu kaydeden Prof.Dr. Demircan, “Meme kanserinin en büyük risk faktörü kadın olmaktır. Radyasyonun da buna etkisi büyüktür. Radyasyonu yolda yürürken bile alırsınız. Türkiye’de böyle bir ölçüm anlayışı yok. Gelişmiş ülkeler bunu sürekli ölçüyorlar, tehlikeli boyutta önlemini alıyorlar. Onların yerel yönetimleri bunları çözüyor. Bir de egzersiz yapmak çok önemli. Çünkü düzenli egzersiz yapanlarda meme kanseri daha az görülür” dedi.

22 bin metrekare alanda kurulu bulunan, 120 yataklı Acıbadem Adana Hastanesi’nde Meme Sağlığı Merkezi hizmete açıldı. Merkezde görev yapan Prof. Dr. Orhan Demircan, Türkiye’de her 12 kadından birinin meme kanseri riski taşıdığını, ülkede her yıl 30 bin yeni meme kanseri tanısı konulduğunu söyledi. Hizmete açılan merkezlerinin modern teknolojiyle donatıldığını, böylelikle erken teşhis açısından da gelişme sağlandığını kaydeden Prof. Dr. Demircan, “Bu cihaz sayesinde görüntülemede netlik yüzde 33 oranında artıyor. Erken tanı, meme kanseri sıklığının artmasına karşın ölümlerin azalmasının en önemli nedeni. Öncelikle kadınları meme sağlığı konusunda eğitmek, bilgilendirmek, doğru ve erken tanıyı sağlayarak meme kanserinden ölümlerini azaltmak hedeflenmeli” dedi.

Meme kanserinin nedenlerinin hormonal yapıdaki değişiklikler ve buna eklenen çevresel faktörler olduğunu bildiren Prof. Dr. Demircan, en önemli çevresel faktörün radyasyon olduğunu vurgulayarak, “Meme kanserinde en büyük risk faktörü kadın olmaktır. Radyasyonun da buna etkisi büyüktür. Radyasyonu yolda yürürken bile alırsınız. Çünkü, Türkiye’de radyasyonla ilgili ölçüm anlayışı, takip yok. Gelişmiş ülkeler radyasyonu sürekli ölçüp, çevresel etkiler açısından kontrol ediyorlar, tehlikeli boyutta önlemini alıyorlar. Onların yerel yönetimleri bunları çözüyor. Bir de egzersiz yapmak çok önemli. Çünkü düzenli egzersiz yapanlarda meme kanseri daha az görülür” diye konuştu.

Hantavirüsü yıllardır tanıyoruz

Zonguldak Karaelmas Üniversitesi (ZKÜ) Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanı ve Biyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mustafa Sözen, hasta farelerin dışkısı, idrarı veya salyasıyla doğrudan temas yoluyla insanlara da geçen ölümcül hantavirüse, Türkiye'de geçmiş yıllarda da rastlandığı bildirildi.

Prof. Dr. Sözen, 1997'de İzmir bölgesinde böbrek yetmezliğinden şikayet eden hastalara yönelik bazı analizlerde, hantavirüs belirlendiğini söyledi.

Diğer bir çalışmanın da 2005'te gerçekleştirildiğini, buna Finlandiyalı bir grubun da katıldığını belirten Prof. Dr. Sözen, şöyle konuştu:

“O zamanki çalışmada, Giresun, Rize ve İzmir'deki bazı fare türlerinde bu virüs belirlenmiş durumda. Türkiye'de geçmiş yıllarda da tespit edilen Hantavirüs'ün varlığını yıllardır biliyoruz. Ülkemizdeki bazı kemirici türleri bu virüsü taşımakta. Bunların bir kısmı da geniş yayılışa sahiptir. Örneğin lağım faresi, Türkiye'deki bütün kanalizasyonlarda bulunan türdür. Tarla fare grubu ise genelde ormanlık alanların içindeki çayırlarda ve ekili arazilerde bulunur. Bunlar pek evlere girmez. Diğeri ise orman faresidir. Bunlar da ahşap olmadığı takdirde eve girmeyen türdendir.”

FARE TÜRLERİ TOPLANACAK

Prof. Dr. Sözen, Zonguldak ve çevresinde bugüne kadar belirlenmiş 16 fare türü bulunduğunu, yapılan literatür çalışmalarına göre bunlarda 3-4'ünün virüsü taşıma riski olduğunu bildirerek, şunları kaydetti:

“Başka ülkelerde yapılan çalışmalarda, bu fare türlerinin hastalığı taşıdığı belirlenmişti. Yapacağımız çalışmada hastalığın görüldüğü bölgelerden başlamak üzere fare örnekleri toplayacağız. Bölgedeki 16 fare türünden örnekler toplayarak hayvanların virüs taşıyıp taşımadığı ve yayılış alanlarını araştıracağız. Hangi fare türünün bu virüsü taşıdığını belirledikten sonra bunun insanlara nasıl geçmiş olabileceği ve farelerden insanların nasıl korunabileceği daha kolay belirlenecektir. Öncelikle hastalığın görüldüğü yerlerden başlayacağız. Ardından da çalışmamızı genişleteceğiz.”

RİSKLİ BÖLGELER BELİRLENECEK

Söz konusu çalışmanın Mayıs ayı içinde başlamasının planlandığını, gerekli malzemelerinin de temini içinde olduklarını ifade eden Prof. Dr. Sözen, şöyle dedi:

“Analiz için gerekli laboratuvar şartları sağlandıktan sonra biz örneklerimizi toplamaya hemen başlayacağız. Çalışmanın ne kadar süreceği planlanmış değil. Çünkü çalışmaya başlarken hangi türden kaç örnek yakalayabileceğimizi bilemiyoruz. 'Analiz için yeterli sayıya ulaşıldı' diyene kadar toplamaya devam edeceğiz. Amacımız bütün türlerden örnekler yakalamak. Hastalığı taşıyan türlerin Zonguldak ve Bartın çevresindeki yayılış haritalarını ortaya çıkaracağız. Risk açısından yüksek bölgeleri de belirleyeceğiz.”

FAREYLE BESLENEN HAYVANLAR

Farelerle mücadelenin teorik olarak mümkün olmadığını, hayvanların çok yüksek çoğalma potansiyeli bulunduğunu söyleyen Prof. Dr. Sözen, şöyle devam etti:

“Özellikle kimyasal yöntemler gibi tabiata zarar veren ve hedefiniz olmadığı halde diğer hayvanların da ölmesine yol açan uygulamalarla başarı sağlanamaz. Bu nedenle o bölgedeki doğal ortamın sağlıklı şekilde dengede kalmasını sağlamak önemlidir. Hastalığın, fareyle beslenen canlılardan insana bulaşma olasılığı yoktur. Fareler dışında da bu virüse neden olan canlı bulunmamaktadır. Farelerle en çok beslenen kediler, evlerinin çevresinde dolaşan sansarlar, gelincikler, yılanlar ve yırtıcı kuşlardan insanlara virüsün bulaşması kaydedilmiş durumda değildir.”

MADENLERDEKİ TEDİRGİNLİK

Prof. Dr. Sözen, madencilerle yaptıkları söyleşilerde yerin altında yemek yedikleri alanlarda farelerin yiyecek artıklarını tükettiğini belirttiklerini ifade ederek, şunları söyledi:

“Madencilerin yaşam alanında farelerin de bulunması, teorik olarak risk görülebilir. Ancak 'madende çalışan herkes risk altındadır' demek doğru değildir. Kendi yaşama ortamımızda da farelerle en az madenciler kadar karşı karşıya geliyoruz. Çöp konteynerini fareler sıklıkla ziyaret ediyor. Evimizin çevresinde, kanalizasyonun içinde ve yakın çevremizdeki ağaçların arasında çok sayıda fare yaşıyor. Dikkat edilmesi ve önem verilmesi gereken yüksek risk yoktur.”

HİJYEN VİRÜSTEN KORUYOR

Hantavirüsten koruma yöntemlerin en başında basit hijyen kuralları geldiğini, ellerin sıklıkla yıkanması gerektiğini bildiren Prof. Dr. Sözen, şöyle konuştu:

“Özellikle tarlaya ve ormana gitmişsek, toprakla ve ağaçla ilgilenmişsek bu ortamlardan elimize fare dışkısı ve idrarı bulaşabileceğini düşünmeliyiz. Böyle durumlarda elimizi ağzımıza götürmemekte yarar var. Ormanlar sadece bizim gezinti ve rekreasyon alanlarımız değil, aynı zamanda birçok farenin de yaşama alınıdır. Dokunduğumuz otlarda fare dışkısını bırakmış ya da topladığımız mantarı ısırmış olabilir. Bunlarla temas bizim için risktir. Alınacak tedbir, çiğ yiyecekleri çok iyi yıkayarak tüketmektir. Farelerin dışkılarının bulunduğu yerleri, virüsün solunumla bulaşmaması için ıslak bezlerle temizlemeliyiz. Alacağımız en basit önlemlerden birisi de fareler için evimizi yiyecek deposu haline getirmemektir.”

Ani ölümler engellenebilir

ABD'de yapılan bir araştırma, kişinin ani ve beklenmedik bir şekilde ölümüne yol açan, aorta bağlı abdominal anevrizmaları önlemede, vücuttaki bir proteinin kilit öneme sahip olabileceğini ortaya koydu.

New York'taki Rochester Tıp Merkezi Üniversitesi'nden bilim adamları, vücuttan "cyclophilin A" proteinini üreten genin çıkarılmasının, farelerde, genetik açıdan anevrizma geliştirmeye eğilimli olmayı engellediğini söyledi.

Sonuçları Nature dergisinde yayımlanan araştırmada, ABD'de yılda 15 bin kişinin ölümüne yol açan anevrizmaları önlemede yeni bir yöntem olarak insanlarda aynı proteini bloke edebilecek ilaçların geliştirilmesinin umulduğu belirtildi.

Araştırmanın lideri doktor Bradford Berk, "cyclophilin A"nın rolünün anlaşılması için, yüksek kolesterol ve tansiyona meyilli fareler üzerinde deneyler yapıldığını kaydetti.

Farelerden bir bölümünün "cyclophilin A" proteininden yoksun bırakıldığı ve hepsinin, tansiyonu yükselttiği ve anevrizmaların gelişmesini çabuklaştırdığı bilinen "angiotensin II" hormonuna maruz bırakıldığı bildirildi.

Araştırmada, normal seviyede "cyclophilin A" proteinine sahip farelerin yüzde 78'inin, aorta bağlı anevrizma geliştirdiği, öte yandan proteinden yoksun olan farelerin hiçbirinde anevrizma gelişmediği gözlendi.

Uzun yaşamın sırrını verecek

Uzun yaşamın sırrını verecekNüfusuna oranlandığında 90 yaş üzeri yaşlısıyla Avrupa standartlarının üzerinde bulunan ve Akdeniz Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Gerontoloji (Yaşlılık Bilimi) Bölümü tarafından merkez kurularak uzun yaşamın sırrı araştırılan Aydın'ın Nazilli ilçesi, yeniden yapılanıyor.

Nüfusunun her 100 kişisinden 23'ü 60 yaş ve üzerinde olan, 90 yaş üzerinde 161 sağlıklı yaşlısıyla Akdeniz Üniversitesi Gerontoloji (Yaşlılık Bilimi) Bölümü'nün “Türkiye'nin Yaşlılık Şampiyonu” ilan ettiği Nazilli'de, yaşlılığın sırrına ilişkin çalışmaların bir yıl içinde ilan edilmesi bekleniyor.

Nazilli Kaymakamı Caner Yıldız, çalışmanın sonuçlarının alınmasından sonra bilimsel dergilerde yayınlanacağını, ardından uluslararası makalelerin çıkacağını belirterek, “Sanıyorum çok yakın zamanda dünyadan çok sayıda insanın buraya yerleşmek için talepleri olacak. Çünkü uzun ömür ve gençlik dediğimizde her şey duruyor, insanlar buna önem veriyor” dedi.

Nazilli'deki nüfusun yaşlanma oranının Türkiye'deki ortalamanın çok üzerinde bulunduğunu, ülkenin 20-25 yıl sonraki hedeflerinin yakalandığını bildiren Yıldız, ilçenin bir uzun ömür merkezi olduğunu söyledi.

Yıldız, buradaki yaşlı vatandaşların, aktif ve iş görebilme özellikleriyle de farklılık gösterdiklerini kaydetti.

TERMOKENT KURULACAK

Bilimsel çalışmaların yayınlanmasıyla ilçenin dünyanın ilgisini çekeceğini ve buraya yerleşme konusunda talep yaşanacağını savunan Yıldız, Nazilli'nin hedefi bulunan bir ilçe olduğunu belirtti.

Nazilli Kaymakamı Yıldız, ilçenin, Cumhuriyetin 100. yıl dönümünde İzmir'den sonra bölgedeki ikinci büyük kent haline geleceğini, yakın zamanda buradaki fakülte ve yüksek okulların, Adnan Menderes Üniversitesinden ayrılacağını, Sümer Üniversitesi adıyla üniversite kurulmasının planlandığını, bunun için yasa teklifinin hazırlandığını söyledi. Yıldız, yaşlı nüfusun dengelenmesi ve genç nüfusla aşılanması anlamında üniversitenin çok önemli olduğunu vurguladı.

Türkiye'nin jeotermal kaynaklarının yüzde 40'ının bu bölgede bulunduğunu, MTA ile süratle ortak kuyular açtıklarını bildiren Yıldız, burada bir termokent kurulacağını açıkladı. Yıldız, jeotermale bağlı sağlık tesislerinin, otellerinin olacağını, Sağlık Bakanlığının fizik tedavi hastanesi kuracağını, 500 yataklı devlet hastanesi yapıldığını bildirdi.

Yıldız, büyük sera tesislerinin ve organize sera bölgesinin kurulmasına ilişkin olarak da 500 dönümün üzerinde alanda çalışmaların sürdüğünü ifade etti.

İLÇENİN YENİDEN DİZAYNI

Nazilli'nin nüfusuna 5-6 yıl içinde bir o kadar daha nüfus ekleneceğini belirten Kaymakam Yıldız, buna göre ilçenin meydanlarının düzenlenmesi, hafif raylı sistem kurulması hedeflerinin bulunduğunu, şehrin yeniden dizayn edileceğini kaydetti.

Bu arada okulların da ilçe merkezinden alınarak, kampüste toplanacağını bildiren Caner Yıldız, bunun için yeni arsa belirlediklerini, Milli Eğitim Bakanlığına teklifte bulunduklarını söyledi.

Türkiye'nin ilçe bazında tek konservatuvarının da Nazilli'de olduğunu ifade eden Yıldız, ADÜ'ye bağlı konservatuvarda çalışmaların lisans düzeyinde sürdüğünü, ilkokul çocuklarına ayrıca ders verildiğini, bir de konservatuvar lisesi açılması için ADÜ'nün teklifi doğrultusunda girişimlerin yapıldığını ifade etti.